Browsing all articles from Mart, 2010

“Eskiden kendi kendine konuşmak, deliliği belirtirdi.” Şimdi ise telefonda günah çıkarma ile meşgul birilerinin olabileceğini gösteriyor… Phone Booth (Telefon Kulübesi) filmi günah çıkarmanın sinema dili ile betimlenmiş kutsal boyutunu anlatıyor. Tek fark yerin kilise yerine telefon kulübesi olması. Aslında telefonla günah çıkartma ile ilgili söylentiler yeni değil. Yakın bir zamana kadar Katolik bir grup tarafından kurulan “Alo Günah Çıkartma” hattı da hizmete girdi. Aradığınızda şunları duyuyorsunuz: Günah çıkarma ile ilgili tavsiyeler için 1′i, Günah çıkarmak için 2′yi, Bazı günah çıkarmaları dinlemek için 3′ü tuşlayınız… Bu hattın yine bir grup Katolik kilisesi tarafından onaylanmadığı da bir gerçek. Ve sistem büyük günahlar için hata raporu veriyor. Onun için bir telefon kulübesi tercih ediliyor Phone Booth’da… Kulübenin son müşterisi bir yalancı. Patronuna, eşine, [...]

IMDB puanının düşük olması beni şaşırtan bir film. Christopher Smith’in yönetmenliğini yaptığı 2009 yapımı Triangle. 6.8 o kadar da düşük değil fakat bu filme göre düşük bir puan. Neyse IMDB, filmin iyi ya da kötü olacağını belirleyen bir kaynak değil tek başına. Kurguyu göz önüne alırsak bana göre harika bir film. Gerçi birilerine bir film tavsiye ederken “harika” kelimesini kullanmayı pek sevmem. Fakat bazı istisna durumlar var. 2000 yılında Christopher Nolan’ın çektiği “Memento” filmini izlemişseniz bu film hoşunuza gidebilir. Gerilim ve psikoloji iç içe diyebiliriz. “Memento”da da olduğu gibi bu filmi de anlamak için biraz çaba harcamak gerekiyor. Dedim ya kurgusu iyi hazırlanmış. Derinlemesine incelendiğinde ince detaylar şaşırtabilir izleyenleri. Bir film, sonuçta yönetmenin ruh halini görüntülere aktardığı bir olaydır. Hayatı [...]

Beşinci Boyut’tan* altıncı boyuta terfi eden Eşrefli Paşalar Eşrefpaşalılar’da buluştular… -Alo, İyi günler. Eşrefpaşalılar gösterimde mi? -Evet. -Seanslar? Uzun süre sonra Eşrefli Paşalar hatırına biletler alındı. Filmden notları karanlığın getirdiği zorlukla biletin arkasına tutmam, dolayısıyla üst üste binmiş notlarımı arkeolojik kazı çalışması titizliğinde seçip çıkarmam bu tefsiri yapmamı vacip kıldı. Dünya Radyo’daki Perişan FM programından tanıdığımız Ömer Pekin’in de filmde rol alışı filmin konusu hakkında az çok fikir sahibi olmanızı sağlayabilir. Filmin konusunda, günümüzde ölümlerin ekseriyetinin beyin yetmezliğinden olduğunu, her sakallıyı hoca sananın, Darwin’i aksakallı mubarek adam sanmasının gayet doğal oluşunu, kalbi temiz sermest müslümanın(!) RobinHood’dan tek farkının zenginden alıp fakire vermemek oluşunu, Cuma namazına en son kısa donluyken gittiyseniz size isterseniz cami Hocaları tarafından kısa don ayarlanabilme olasılığını, “Euzübis”melenin [...]

Görünüşlerimiz niyetlerimiz olsaydı, dünyaya bu kadar barış yaymaktan(!) ilk cennete giren bir Amerikalı(1) olabilirdi. Eski başkan G.Bush’un da dediği gibi bu savaşların hepsi kutsal ve hepsi son derece haçlı. (2) Bushumtırak zihniyet Muhammed Ali’ye 11 Eylül sonrasında; “Bu teröristlerin diniyle aynı dine mensup olmaktan ne hissediyorsunuz?” diye sorduğunda, Muhammed Ali’de yapıştırıyor tabi cevabı her zamanki üslubuyla: “Siz Hitler’in diniyle aynı dine mensup olmaktan ne hissediyorsanız onu.” İki kim olduğu belli olmayan fakat biz El-Kaide’nin takımındanız diyen kişi sonucu tüm sorumluluk dine yüklenirken hâlâ fakirlere aş(!), işsizlere iş(!), zalim hükümdarlar tarafından yönetilen ülke veya rejimlere barış(!) getirmeye devam eden ve bunu özellikle dine dayandırıp haçlı yaftası yapıştıran zihniyete terörist damgası vurulmuyor neden?(3) Medya, oyun, süper güç. Ve daha bilmediğim ne menem [...]

Hey Dexta, elinde bıçağınla, çantanda koli bantınla, sayısız kurbanlarınla dünyanın Amerika’sındaki “Günaydın Vietnam” zihniyetli duruşun bana Galileo Galilei’nin ve İbn-i Sîna’nın hikâyesini hatırlattı. Previously on Dexter… Eğer daha büyük bir güce inansaydım bunun için mucize derdim. Ama benim gibiler arkasında ne var diye düşünecekler(!)… İçinde yaşadığı ortamın gereği olarak… Bunu Galilei ve İbnî Sina yaşamlarıyla örneklendirirsek neden sadece yaşadığı toplumun etkisinden bu şekilde düşündüğünü anlayabiliriz. Sen, Galileo Galilei “Dünyamız yusyuvarlaktır” derken aslında içinde o tekerlemenin devamı olan “Ay ondan daha parlaktır, ay minicik sütlü çörek, sevgili Papa şu kafamdan kilisenin baskısını çek” dediğini unutmazsan ve hayranları, Galilei’ye “Son bir isteğin var mı ulu düşünür Galilei” denildiğinde “Ama yinede sütlü çörek kadar yuvarlaktır” dediğini rivayet ederler. Galilei düşünerek, araştırarak bulduğu yuvarlak [...]

Sayfa 1 / 212