Browsing all articles from Eylül, 2011

Fantastik sinema, sınırları olmayan, sanatçı ruhun kendisini en özgür şekilde ortaya koyabildiği, izleyiciye yepyeni dünyaların kapılarını açarken hayranlık, şaşkınlık, heyecan duygularını da vaadeden sinema türüdür. Esasen “sinema” dediğimiz olgunun tam da olması gerektiği şeydir. “İzleme” fiilindeki amaç biraz da bulunduğun ortamdan kopup olabildiğince farklı vakit geçirmek, izlediğin şeyi hazırlayan kişinin hayal dünyasına teslim olmak değil midir? Bununla beraber fantastik sinema, geçmişten beri biraz dışlanmış ve yeterince kayda değer bulunmamıştır desek yalan olmaz. Elbette bunda türün kötü örneklerinin çizdiği olumsuz imajın payı oldukça büyüktür. Fantastik türe önyargılı yaklaşan sinema izleyicisini iki gruba ayırabiliriz; birinci grup iyi örneklerle elle tutulur oranda hemhal olmamışlar, ikinci grup ise fantastik bir filmde mantık arayanlar. İşte izleyici bu iki yanlıştan kurtulduğu anda sanmıyorum ki fantastik sinema [...]

Filmlerle Sosyoloji, Lancaster Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde Öğretim Üyesi Bülent Diken ve Aarhus Üniversitesi Siyaset-Bilim Bölümü Öğretim Üyesi Carsten Bagge Laustsen‘in birlikte hazırladıkları bir kitap. Toplumsal gerçekleri değil, filmler aracılığıyla kendilerini yeniden üreten toplumlar’dan bahseden bu kitap, ayrıca sinemanın insan üzerindeki etkisinin de yansımalarını anlatır. Kitapta incelenen Hamam, Sineklerin Tanrısı, Tanrı Kent, Dövüş Kulübü, Brazil ve Hayat Güzeldir filmleri din, toplum, kin sosyolojisi gibi toplumsal değişime etki eden konulardan bahsetmeleri açısından özenle seçilmiş. Slavoj Zizek’in kaleme aldığı, Uçuş 93 (United 93, 2006) ve Dünya Ticaret Merkezi (World Trade Center, 2006) filmleri üzerinden Amerikan sinemasının 11 Eylül sonrası eğilimlerini inceleyen sunuş yazısı da kitabın mantığını özetler nitelikte. Filmlerle Sosyoloji, özellikle sosyal teori ve sinema arasındaki ilişkiye dair yeni bir bakış edinmek isteyenlerin [...]

Hollywood sinemasının son yüzyıl içerisinde savaşlara olan katkısı bilinçli sinema seyircileri tarafından bilinen bir durum. Ortadoğu, Afrika ve kısmen Asya’da, Amerika Birleşik Devletleri tarafından düzenlenen operasyonları tüm dünya nezdinde haklı göstermek çabası büyük başarı sağladı bu noktada. Öyle ki çoğu savaş filminde baş kahramanın yaptığı hareketler takdirle karşılanırken, filmin sonunda izleyici derin nefes alarak rahatlar ve başarı sağlanmış olur. Öyle ki kötüler (!) kaybetmiş, iyiler (!) kazanmıştır. Bu, gözle görülebilir bir gerçektir artık. Fakat Hollywood sinemasının bana göre en büyük hizmetlerinden biri de Batı’nın hayat şartlarını tüm dünyaya ezici bir şekilde sunmasıdır. Nasıl böyle bir kanıya vardığımı bir kaç örnek üzerinde görelim: 1997 yılında, yönetmen Jonathan Mostow tarafından çekilmiş Breakdown, arabaları yolda arızalanan ve bunun sonucunda başlarına kötü hadiseler gelen [...]

Çocukların izleyebileceği animasyonlukta masonluğun işi ne? Bu tam olarak saçma sapan bir soru. Çünkü sizden büyükken istenilenler siz küçükken öğretilmeli ancak teknolojinin gelişmesiyle bunları ya subliminal mesajlar olarak bilinçaltına almanız ya da manevi virüsleri sanal ortamdan kapmanız mümkün. Bitirim Karınca (The Ant Bully). Ana teması “empati yeteneği kazanma” olarak görülen ve “halden anlama”yı çocuklara en teknolojik yoldan anlatabileceğiniz harika bir animasyon. Ancak The Ant Bully’yi anlatmak için bunları söylemek yeterli değil. Ana temanın görünen kısmını bir de kısmen görünmeyen kısım tamamlıyor. Torununun iyiliğini düşünen şirin bir babaannecik. Yalnız bu babaanneciğin sandalyesindeki simgeye bir bakın. Aşağıdaki kare The Ant Bully filminden bir enstantanedir. Gönye Ve Pergel: Mason sembolleri içinde en çok bilineni ise iç içe geçmiş bir gönye ve pergelden oluşan [...]