Kübra Nur Ayar tarafından yazılan tüm yazılar

Anlatıldığına göre valinin biri dervişin olduğu odaya girince dervişin ayağa kalkmamasına sinirlenir ve aralarında şu konuşma geçer: – Neden ayağa kalkmadın? Benim kim olduğumu bilmiyor musun? – Hayır bilmiyorum. – Valiyim ben! – Peki sonra ne olacaksın? – Sonra belki vekil filan olurum. – Ondan sonra? – Başbakan, belki cumhurbaşkanı. – Ya ondan sonra? – Eh daha ne olsun, hiiç. – İşte ben o hiçim efendim, o yüzden ayağa kalkmadım. Bir üst makam, biraz daha maaş, daha fazla saygı derken söz gelip, hiç’e dayanıyor. Mesnevi’de yalnız söz ile ifade edilen bu menkıbe “İstihdam” (El Empleo) kısa filminde konuşma olmaksızın, görüntü ile işlenmiş. Altı dakikalık kısa filmde bir adamın uyanıp işyerine gitmesi anlatılıyor yalnızca. Çizgi-filmdeki eşyaları konuşmayan, hayati bir fonksiyonu olmayan insan [...]

Beş boyutlu sinemaya gittiyseniz kendinizi denizde savrulan bir odun parçası ya da dağlar arasında giden bir hızlı tren gibi hissetmişsinizdir. Ayaklarınızın altından fareler geçtiği, yağmur yağdığı da olmuştur. Bittiğinde mekanizmasına hayran bırakacak bu kısa filmlerin tek amacı bizi eğlendirmek midir acaba? İcat edenler bilse de bilmese de fazla sahici olan bu 5d sinemalar başka gerçekleri fısıldar kulağımıza. Bir adama araba çarptığını düşünsek şimdi… Adam arabayı gördü, fren sesini duydu, darbeyi aldı ve acıyı hissetti. Duyuları aracılığı ile ona araba çarptığını hissetmiş oldu. Olay beyninde bitti aslında. Şimdi bu adam görmese, duymasa, felçli olsa araba çarptığını hissetmezdi. Peki, bu araba çarpan adamın hislerini aynen alıp evinde oturan bir adama aktarsak, bir bilgisayar aracılığıyla olabilir mesela. Evinde oturan adam da öyle duyduğunu, [...]

Geçtiğimiz haftalarda bir gün, iki yaşındaki yeğenimle aynı odada oturuyorduk. O oyuncaklarıyla oynarken ben kitap okuyor, göz ucuyla da kendisini takip ediyordum. Televizyon açık imiş bu sırada, farkında değildim. Yeğenim arada televizyona bakıp oyuncaklarına dönüyordu ama, izleyip hele anlayabileceği hiç aklıma gelmemişti. Derken diğer odaya doğru koştu, ben de arkasından gittim. Beşiğine atlamıştı, kapıda beni görünce muzip bir edayla aynen şöyle dedi: “sen Murat’ı seviyon!” Önce yanlış duyduğumu sandım ardından televizyonda oynayan film aklıma geldi. O kısa filmde köylü bir kızın, ağanın oğlu Murat’a âşık oluşu anlatılıyordu. Kız birkaç kez arkadaşına Murat’ı seviyorum demiş idi sanırım, tam izlemediğim için ben de hatırlamıyorum. Oyuncaklarıyla meşgul sandığım yeğenim filmdeki durumu kavramış, hem gerçek sanmış hem de biraz karıştırarak teyzesi Murat’ı seviyor sanmıştı. [...]

Yimou Zhang imzalı filmin ismi olabildiğinde sade: Yaşamak. Herhangi bir iddia gütmeden, fazladan bir çaba gerektirmeden içine gark olduğumuz bir eylem, yaşamak. Filmin ismi iddialarıyla yaşamak ya da intikam için yaşamak da olabilirdi ama değil. Bu yalın eylemin isimlendirdiği film de aynı şekilde doğal bir tarzda çekilmiş çünkü. Yalnızca yaşayaduran bir ailenin öyküsü anlatılmış filmde. Kumar uğruna evini ve eşini kaybeden baba kumarı bıraktıktan sonra iş sahibi olur, ailesini geçindirir. Çin’in kültür ihtilali yıllarına denk gelen zamanlarda iki büyük olay yaşar aile: Oğullarının okulda bir kaza sonucu ölümü ve kızlarının evlenmesi. Filmin konusu bundan ibarettir. Filmin en başlarında, babanın kumar oynadığı ve evini kaybettiği sahnelerde, bu kumarbaz, müflis karakter için yanlış bir oyuncu seçimi yapıldığını düşünmüştüm. Ayakta bile durmakta güçlük [...]

Bazen bir rüyadan uyanınca hatırlıyor olsak bile anlatmakta zorlanırız. Farzedelim ki kabus gördük. Ne gördüğünü anlat diyen birine korkunçtu, korkuyordum, bir olay/durum yoktu, sadece çok korktuğumu hatırlıyorum deriz. Aynı anlatılamazlık huzur, acı, mutluluk ve diğer hisler için de geçerli. Bizatihi yaşamış kadar olduğumuz için uyanınca duyduğumuz histen başka bir şey anlatamayız genelde. Bazı filmler de aynen bu rüyalar gibidir. Anlat deseler anlatamayız. Ama yoğun bir his hâkim olur bizde. Film bitmiştir ve hatırladığımız tek şey başrol oyuncusunun duyduğu yoğun acı, üzüntü, sevinç ya da hüzün olur. Bu izlediğim film bitince de aynı anlatılmazlığa düşüp aklımda kalan tek söz için “ızdırap” diyebilirim. Bresson’un bir sözü filminin bu yönlü gizemini açıklıyor: “Filmlerimi yaparken ne yapacağım üzerinde çok fazla düşünmem; sadece açıklamaya kalkmadan [...]

Sayfa 1 / 3123