Ömer Bekdemir tarafından yazılan tüm yazılar

Uyarı: Bu yazı Alfred Hitchcock’un 1954 yapımı Arka Pencere filmiyle ilgili seyir zevkini düşürebilecek bilgiler içermektedir. Yalnızca yalın filmlerin katmanlı olduğu yargısı büyük bir yanılgıdan ibaret. Dolayısıyla, her sinemacı teşhircilik yaptığı halde hikayesini aşırı süsleyen yönetmenlere bayağı muamelesi yapmak yersiz. Kaldı ki, filmlerin katmanlarını görmek veya katmanlandırmak seyircinin inisiyitafinde bir aksiyon. Yönetmen bin katmanlı gökdelen inşa etse bile gözlerini çeken seyirici görmez. Dahi tek katmanlı kulübeyi büyüteçle bakan seyirci bir kompleks olarak algılayabilir. Kaldı ki, gökdelen bir kulisten ibaret ve kulübe yalnızca bir giriş olabilir. Makbul olan güzel inşa edilmiş bir film ortaya koymak. Alfred Hitchcock’un 1954 yapımı Arka Pencere’sini sırf eğlenceli bir gerilim filmi olarak görmek mümkün. Heyecan erbabı Hitchcock’un filmi sırf bu gözle bile izlemeye değer. Fakat filmin [...]

Sinema tarihinin ilk vampir filmi diyebileceğimiz ”Nosferatu” filminin galası 4 Mart 1922 tarihinde, Almanya’da yapıldı. Bu dehşet senfonisi Bram Storker’ın meşhur ”Drakula” romanının ilk film uyarlamasıdır. Fakat uyarlama izinsiz olarak hayata geçirildiği için telif haklarını ihlal ediyordu. Stoker’in dul eşi, filmin gösterime girdiği sene, mahkemeye başvurarak filmin kopyalarının yok edilmesi kararını çıkarttırdı. Bunun üzerine filmin yönetmeni Friedrich Wilhelm Murnau karakterlerin isimlerini değiştirdi ve hikayeyi Almanya’ya taşıdı. Mahkeme kararına bağlı kaldı ve kopyaların yok edilmesine direndi. Yine de filmin bir çok kopyası yok edilmedi, bunun bir sebebi filmin dış ülkelere satılmış olmasıydı. – Vampirler zombiler gibi sinema sayesinde fiktif canlılara dönüşmedi. Vampirlerin, onsekizinci yüzyılın ortalarında bile, edebiyatta yerleri vardı. Alman şair Heinrich August Ossenfelder’in 1748 yılına ait ”Der Vampir” adlı bir [...]

Önceleri korku sinemasına giriş mahiyetinde yazılar yazmıştım. Bunların birinde yalnızca “korku filmlerinin alt türleri (subgenre) var” diye not geçmiştim. Fakat alt türlerini -her biri kendi başına bir yazı hak ettiği için- açıklamamıştım. Artık vakit gelmiştir diyerek, ilk olarak zombi filmlerini ele alacağım. Zombiler yürüyüşlerine 1932 yılında “White Zombie” filmiyle başladılar. Aradan 80 sene geçti ama, zombiler yürüyüşlerine devam ediyorlar. Güçlerinde bir azalma görünmüyor aksine gittikçe çoğalıyorlar. Zombiler 2010′dan beri “The Walking Dead” uyarlamasıyla primetime’ı da istila etmeye başardılar. Zombi filmlerinin 80 senelik tarihini “Romero öncesi ve Romero sonrası” diye ikiye bölmek mümkün. Türün tarihçesine bakınca değişik taksimler yapılabilir, lakin Romero’nun etkisi tartışılmaz. Büyük usta George A. Romero 1968 yapımı “Yaşayan Ölülerin Gecesi” filmiyle zombileri vudu büyülerinden arındırdı. Ed Wood’un meşhur [...]

Mooz-lum, 2011 yapımı Amerikan, bağımsız sinema filmi. İngilizcede mooz, muz ve lum kendi başına farklı anlamlar ifade eden kelimeler. Bu kelimelerin beraber okunuşu İngilizce “müslüman” kelimesinin yanlış telafuzuna tekabül ediyor. Bu telafuz şekli bilerek kullanıldığında olumsuz manalar yükleniyor. Amerikalıların bu yanlış telafuzu filmin ismini oluşturmuş. Film, Amerika’da İslami bir ailede doğmuş, baş kahramanımız Tariq ve ailesinin yaşadıklarını anlatıyor. Tariq’in 2001 yılında, üniversitedeki ilk günü için yola koyulmasıyla başlıyor. Tariq’in üniversitedeki yeni hayatının yanı sıra paralel olarak çocukluğu ve yatılı Kur’ân okulunda yaşadıkları anlatılıyor. Bu iki hikâye kolu filmin dinamiğini oluşturuyor. Mooz-lum, Amerika’daki Müslümanların bulundukları ortamları ve İslâm’ın yanlış anlaşılmalarını anlatan bir film. Qasim “Q” Basir, filminde İslâm’ın yalnızca gayrî müslimler tarafından yanlış/farklı anlaşılmadığını da gösteriyor. Tariq’in ailesi içerisinde bile İslamî anlayış [...]

Waking Life, 2001 yapımı bir animasyon filmi. Yönetmen ve senarist Richard Linklater, Waking Life filminde, baş kahramanını bitmek bilmeyen bir rüyanın içine atıyor. İsmi geçmeyen baş ve tek kahramanımız rüya içersinde rüyalar görüyor. Rüyalarında onlarca insanla tanışıyor. Bütün film boyunca kahramanımızın neden bu rüyanın içinde olduğunu öğrenemiyoruz. Kahramanımızın rüyasında gördüğü kişiler varoluşculuk, evrim, reenkarnasyon, özgür irade ve algı gibi konular üzerine tartışıyor. Richard Linklater “bir sanatın kemale ermesi fikirlerin ona katılması ile olur” düsturunun gazına gelip de mi böyle fikir yığını bir eser ortaya koydu bilinmez. Bilinen, Linklater’in “Waking Life” filmiyle deneysel bir yapım ortaya koymuş olması. Filmin akışı esnasında kahramanımız bir rüyanın içinde olduğunu anlıyor ve rüyasındaki kişilerle lüsid rüya hakkında tartışmaya başlıyor. Bu konuşmalarda rüya ve gerçek üzerine [...]

Sayfa 1 / 3123