Dekalog 1 – Dekalog, Jeden (1989)
Bekir Arslan yazdı. Etkileyici Filmler, Kutsal Amaçlar, Polonya Sineması kategorisinde yayınlandı.
Dekalog 1, Jeden (1989)
“Senin Rabbin benim, benden başka Rabbin yoktur.”
Dekalog, Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieślowski’nin 1989-1990 yılları arasında televizyon dizisi serisi olarak hazırladığı bir yapım. Herbiri ayrı olayları anlatırken çekim mekanlarının ve genel manada oyuncuların aynı olduğu, On Emir’i referans noktası olarak kabul eden, orta metrajlı filmler dizisi. Dini metinlerin senaryo mantığı ile sorgulanması bakımından önemli bir deneme.
Dekalog’ların birincisi Jeden, üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışan Matematik Profesörü Krzysztof, oğlu Paweł ve Krzysztof’un kız kardeşi Irena arasında geçen konuları anlatıyor. Krzysztof, profesör olmasının yanında ateisttir ve derslerini bu telkinle işlemeye çalışır. Sorgulamalar yapsa bunu matematikle açıklamaya çalışır. Büyük denklemi çözebilmek için bilinmeyenlerle uğraşması şarttır. Oğlu Pawel’i fikri manada serbest bırakırken bir taraftan da onun tarafından gelen sağlam sorulara karşı düşünemeye ve cevabını bir şekilde vermeye çalışır. Irena ise inançlı bir dindardır. Babası ile birlikte Irena, Pawel’i korumaya ve kollamaya çalışır.
Krzysztof’un zeki oğlu Pawel’in soruları ölü bir köpeği görmesiyle artar. Ölümün yanında hayatı ve artık sonrasını sorgulamaya başlar:
- İnsanlar neden ölür?
- Değişir; kalp krizi, kanser, kaza, yaşlılık.
- Yani, ölüm ne demek?
- Kalbin kan pompalaması durur, beyne kan gitmez, hareket durur, her şey durur. Her şey biter.
- Geriye ne kalır?
- Bir insan ne yaşamışsa, bu onun anıları ve bıraktıklarıdır. Anılar önemlidir. Birisini, belli özelliklerini, belli yanlarını hatırlarsın. Onun yüzünü, gülüşünü, bir dişinin|eksik olduğunu hatırlarsın. Bunları düşünmek için çok gençsin.
Annesi de vefat etmiş Pawel’in zihni artık rahat değildir. Çözmesi için çevresini sıkı bir gözlemden geçirir ve çözemediği her şeyi sorar. Öyle ki babasından aldığı cevaplar onu tatmin etmez ve fırsatını buldukça halası ile babası hakkında konuşurlar. Aynı sorulara Irena’nın da maruz kalması kaçınılmazdır:
- Babam, senin kardeşin, değil mi?
- Evet, kardeşim. Neden birbirimize benzemediğimizi öğrenmek istiyor musun? Biz Katolik bir ailedeniz. Baban daha sen doğmadan önce her şeyin hesaplanabileceğini düşünürdü. Bu hesaplamaların hayatın her alanına uygulanabileceğini düşünüyor. Belki bazen Tanrı’ya inanıyordur, ama kabul etmiyor. Babanın yaşam tarzı çok mantıklı görünebilir, ama Tanrı’nın kurallarını çiğniyor. Söylediklerimi anlıyor musun?
- Pek sayılmaz.
- Tanrı eğer inanırsan, çok basit.
- Sen Tanrı’ya inanıyor musun?
- Evet.
- Peki Tanrı kim?
- Kendini nasıl hissediyorsun? (Pawel’e sarılır)
- Seni seviyorum.
- İşte Tanrı’nın olduğu yer.
Krzysztof’un çıkmazlarına karşı Irena’nın yolu Pawel için daha mantıklı ve kabul edilebilir bir durumdur. Krzysztof her şeyi madde ile anlatamaya çalışan felsefeyi temsil ederken, Irena hikmeti, Pawel ise bu ikisi arasında kalmış olan insanlığın şahsını temsil eder. Hikmetin, vicdan ile anlattığı eşyayı felsefe açıklamaya çalışırken insanlığın yetersiz olduğuna hükmeder. Tıpkı babasının oğluna “bunları düşünmek için çok gençsin!” dediği gibi. Fakat hikmet için bu zor değildir. Madde ile anlatılamayan herhangi bir şey için bile hikmetin bir cevabı vardır. Irena Pawel’e sarılır ve kendisine karşı ne hissettiğini sorar. Pawel’in cevabı maddi değildir. Anlatamazsın der hikmet, ama seviyorsun ve hissediyorsun. Tıpkı çıkmaza girdiğinde insanın Yaratıcı’ya ulaştığı gibi. Ve hikâye bu sorgulamanın temele alınmasıyla derinlik kazanır.
Tüm bunların yanında bir çok detayı ile birlikte Dekalog Jeden, içerisinde can alıcı sorgulamalar barındıran, insanı ciddi manada tefekküre sevk eden bir yapıt. Her ne kadar bir dizinin bölümüymüş gibi gözükse de inkâr edilemeyecek derecede bir etkiye sahip bir eser. Ve dini bir metinden yola çıkılarak senaryolaştırılan bir filme dönüştürülmüş olması açısından başarılı bir örnek.
—
~ Müzik: Zbigniew Preisner / Dekalog 1 ~
TweetBu yazı için 1 Yorum yapılmış.
Yorum yaz
Benzer yazılar
Sinemazingo Filozofo
Sinemazingo Yazarlar
Son Sinemazingolar
- Rear Window (1954)
- Ateşin Düştüğü Yer (2012)
- Le gamin au vélo (2011)
- Dedemin İnsanları (2011)
- Journey to Mecca (2009)
Sinemazingo Yorumlar
- Nói albinói (2003) için Bekir Arslan
- Bir İnsanlık Anlatısı: Depuis Qu’otar Est Parti için tnhn
- Le gamin au vélo (2011) için tnhn
- Nasıl arayacağımı bilmiyorum! için zehra fatma
- Mooz-lum (2011) için Ömer Bekdemir





20-2-2012, 21:27
Dekalog’un ilk bölümünü bugün izledim. Beklediğim gibi ağır ve güzel bir eser. Sırf dizinin ardındaki fikir bile çok hoş ve dizinin tamamını izlemeye değer kılıyor.
”Krzysztof her şeyi madde ile anlatamaya çalışan felsefeyi temsil ederken, Irena hikmeti, Pawel ise bu ikisi arasında kalmış olan insanlığın şahsını temsil eder.”
- SPOİLER
Yazıdan alıntıladığım bölümü özellikle tuttuğumu belirtmek isterim. Güzel bir yorum. Kieślowski karakterleri böyle yorumladıysa, Pawel’i öldürerek neyi ifade etmek istedi? Seçimini yap mı? Fakat sanmıyorum.
Kieślowski bir cevap sunmuyor, ‘yalnızca’ hikayesiyle soru soruyor. İki farklı dünya görüşüne sahip karakterleri anlatıyor, ama bu doğru veya diğeri doğru demiyor. Ondan dolayı Pawel’i de bir tarafa daha çok meyil ettirdiğini düşünüyorum. Onun için yazıda geçen ”Krzysztof’un çıkmazlarına karşı Irena’nın yolu Pawel için daha mantıklı ve kabul edilebilir bir durumdur.” tespitine katılamiyacağım. Bu tespitin dayanağı olan sahne Pawel’in bilgisaraya yazı yazıp cevap alması mı? Ya da babasının bilgisarayı aniden açıldıktan sonra dedikleri mi?
Pawel’in ölümü değişik dünya görüşüne sahip karakterler tarafından aynı duyguyla karşılanıyor. Hüzün. Baba karakterinde ayriyeten öfke oluşuyor. Ve geriye kalan anılar. Ya ölüm sonrası? Bu durumdan yola çıkarak filmin genel yaklaşımının Irene’nin fikrine doğru olduğu tartışmaya açılabilinir
Dekalog, Bir’in işlediği emir ”Karşımda başka ilahların olmayacak.” olması lazım. Onun için film boyunca yaratıcının dışında kimin/neyin ilahlaştırıldığı düşündüm. İlahlaştırılan matematik/bilgisaray mı? Krzysztof’un matemetiği/bilgisarayı ilahlaştırmış mı?
En yakın cevap bu gibi gözüküyor. Ve dahi Pawel’in ölümü bu ilahlaştırmanın cezası olarak görüle bilinir. Fakat gözden kaçan bir nokta var.
İnternette gözüme çarpan bir yorum manen şöyle:
”Krzysztof bilime yüksek değer biçiyor ve bilgisaraya her türlü güvenmeye meyilli; ama yine de gece buzun taşıma kabiliyetini test ediyor. Yani bilime bir kusursuzluk atfetmiyor”
Bu yorum Kieślowski’nin ‘düşüncesini’ yansıtıyorsa, ilahlaştırılan ne? Yoksa Kieślowski ‘ilah’ fikri kusursuzluğu veya şüpheyi kaldırır mı?
Neticede Krzysztof bilime yaratıcıdan daha çok değer veriyor. Dolayısıyla yaratıcıya bilimi ortak koşuyor. Ve yine dolayısıyla ilk emire uymuyor.
İki karakter ve iki farklı hayat görüşü. Arasında Pawel.
Dünya ve iki farklı görüş (her ideoloji özünde dünya görüşlerini ikiya ayırır). Ortasında insanlık.
Katolik bir ailede yetişmiş iki kardeşin zıt görüşlere sahip olması nedendir. Filmi izlerken üzerine düşünülebilecek bir diğer konu. Fakat, yorumu daha fazla uzatmamak açısından film boyunca zihnimi işgal eden bir ayeti paylaşarak bırakacağım bu konuyu.
“Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı. Ancak O, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Yapmakta olduklarınızdan muhakkak sorguya çekileceksiniz”
Nahl Suresi, Ayet 93
SPOİLER -
Filmi izledikten sonra bende oluşan izlenimlerimi paylaşmak istedim.