arayış etiketine sahip tüm yazılar

Dekalog 7, Siedem (1989) “Çalmayacaksın” — Bir adam öküz ya da davar çalıp boğazlar ya da satarsa, bir öküze karşılık beş öküz, bir koyuna karşılık dört koyun ödeyecektir. Bir hırsız bir eve girerken yakalanıp öldürülürse, öldüren kişi suçlu sayılmaz. Ancak olay güneş doğduktan sonra olmuşsa, kan dökmekten sorumlu sayılır. Hırsız çaldığının karşılığını kesinlikle ödemelidir. Hiçbir şeyi yoksa, hırsızlık yaptığı için köle olarak satılacaktır. Çaldığı mal – öküz, eşek ya da koyun – sağ olarak elinde yakalanırsa, iki katını ödeyecektir. Tarlada ya da bağda hayvanlarını otlatan bir adam, hayvanlarının başkasının tarlasında otlamasına izin verirse, zararı kendi tarlasının ya da bağının en iyi ürünleriyle ödeyecektir. Birinin yaktığı ateş dikenlere sıçrar, ekin demetleri, tarladaki ekin ya da tarla yanarsa, yangın çıkaran kişi zararı ödeyecektir. [...]

Kars’ı Gezici Festival için gittiğimde ‘keşfettim’. Daha önce de gördüğüm bir şehirdi fakat o zaman hayal kurma imkânını bulamamıştım. Benim için ‘sinematografik’, ‘hayal kurma imkânı veren’ demek. Kars bu anlamda sadece coğrafyası ve mimarisiyle değil, insani yaşam ritmiyle de bir hayal yeri. Beni ilgilendiren Kars’ın doğululuğu değil de yüksekliği. Kars hem coğrafi hem de manevi anlamda yüksek bir yer. Zaman anlamında da yüksek, sanki o yükseğe asılmış, bütün zamanlara tepeden bakıyor gibi. İnsan kendini orada ‘yüksek’, yani özgür hissediyor. Kars kolay kolay belli bir zamana ait olduğu söylenecek yer değil. Filmlerimde hep ‘geniş zaman’ kullanmaya çalıştığım için, Kars bu zamanlar ötesi zenginliğiyle beni çok çekti. Zaten unutamadığım tatlı melankolisi de buradan geliyor. Beni en çok etkileyen Atatürk heykelinin bulunduğu meydan. [...]

Pencerenin kenarında, boş boş dışarı bakıyorum. Nice seneler orada oturdum, bir şeyler bana hep sonraki anda delireceğimi söyledi. Ama öyle olmadı. Üstelik delirmekten korkmuyorum. Delilik korkusu bir şeylere sadık kalma anlamına gelebilir. Henüz bir şeye bağlı değilim. Her şeyin bana sadık olmasına rağmen, sadık olduğum bir şey yok. Onlara bakmamı istiyorlar. Nesnelerin, olguların çaresizliğine, penceremin dışındaki pis köpeğin kurşunî gökyüzünün altında, delicesine yağan yağmurda su içişine bakmamı istiyorlar. Acıklı çabalarını izlememi istiyorlar. Herkes, mezara girmeden önce konuşmaya çalışıyor. Zaten düştüler, konuşacak zaman kalmadı. Beni delirtmek için nesnelerin bu geri dönülmezliğini istiyorlar. Ama bir sonraki anda ise delirmemi istiyorlar. Karhozat, 1988 yılı yapımı Béla Tarr’ın siyah beyaz filmi. Macar Sineması’nın griliğinde, siyah beyazlığında yoğrulan ve Kahramanımız Karrer’in gözünden öykü anlatısına sahip [...]

Colter Stevens, Amerikan ordusunun Afganistan’daki birliklerinde görev yapan helikopter pilotudur. Geçirdiği bir kaza sonucu hafızasını kaybeder ve kendini bir trende karşısında bir bayanla seyahat ederken bulur. Ne olduğuna anlam veremediği garip bir durum içerisinde ve kafası hayli karışmış durumdadır. Seyahat sırasında sekiz dakika sonra tren patlar. Stevens, patlama sonrasında kendini kapalı bir alanda sıkışmış olarak bulur ve hiçbir şey hatırlayamadığını farkeder. Sıkışmış durumda bulunurken Colleen Goodwin isminde askeri bir yetkili kendisi ile irtibat kurar, askeri bir programda görev yaptığından ve olağanüstü bir olay yaşadıklarından bahseder. 2011′in Nisan ayında vizyona giren “Source Code” görünüş ve senaryo itibariyle her zaman olduğu gibi Amerikan ordusu ile alakalı bir hikâye ile paralel olarak yaşanan olayları anlatıyor. Her zaman olduğu gibi dememin sebebi ise bu [...]

Bazen bir şiirden tek bir satırı alıp bir yere yazarız. Şiir içinde satırın yeri fazla etkileyici, vurucudur ama o satırı tek başına okuyunca aynı anlamı vermez. Satır tek başına değil, şiirde iken güzeldir. Ayetler de böyledir esasen. Nüzul sebebini öğrenmeden, bir önceki ve sonraki ayeti bilmeden yorumlamak doğru olmayabilir. Bir adım daha ileri gidip, her biri bir ayet olan insanların da aynı şekilde olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar ve hayatları… Biz o yaşam öyküsünün bir kısmını sinemada izler ya da kitapta okuruz. Belki bunlar da yetmez, ne anladığımızı anlatmaya çalışırız. Ben bu çabayı tek bir satıra bakarak şiiri anlamaya çalışanlara benzetiyorum. Bu filmdeki Meral ile Halil’i bir buçuk saatlik sinemada sayılı sahneleri izleyerek anlayamayız zannımca. Meral ile Halil’in anlatısı bir şiir ise [...]

Sayfa 1 / 212