Bediüzzaman etiketine sahip tüm yazılar

İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar. (Hadis-i Şerif) – Fikir dirençlidir ve çabuk yayılır. Fikir beyne bir kez yerleşti mi yerinden sökmek imkânsızdır. İyice şekillenmiş ve kavranmış bir fikir bir yere saplanıp kalır. (Cobb) Inception, iki ayrı hakikati tek bir hikâyede anlatabilmeyi denemesi açısından önemli bir film. Kurgu itibariyle yapısının anlaşılması çetrefilli hâle gelse de asıl olarak basit bir o kadar da zor. Bunu sadece bir macera, bilim-kurgu filmi olarak düşünmekten de uzak durumdayım. Ve uzun zamandır bu vesile ile bazı konularda okumalar yapmam benim nazarımda bu filmi daha değerli hâle getiriyor. Temel manada iki hikâyeden ibaret olduğunu söylemiştim. Bunları kısaca “rüya, gerçeklik” ve “zihne fikrin yerleşmesi” başlıkları altında değerlendirebiliriz. Bedîüzzaman, Lemeât isimli eserinde dimağı (beyin, bilinç, şuur, akıl) anlatırken ilginç bir terkip kullanır: [...]

Bir rüyanın ortasında Sadık’ın rüya sineması üstüne yazdıklarını yeniden yeniden okuyorum. Sanırım rüya sinemasının -eğer böyle deyim yerindeyse- yolları, aşktan, çileden, hizmetten, zühdden, hülasa manevi arınmadan geçiyor. Rüya sinemasına, belki, arınmanın sineması da denilebilir. Ayşe Şasa – Düş, Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar’ın 1997 yılında basılan rüya sinemasına dair denemelerinin toplandığı bir kitap. İz Yayıncılık’tan çıkan bu kitabın şuan piyasada baskısını bulmak zor. Ancak ikinci el kitapçılarda rastlanabilecek türden. Kitapta Yalsızuçanlar ile birlikte Ayşe Şasa ve İhsan Kabil’in de yazıları bulunuyor. Kitap, aynı zamanda “Yeşilçam Günlüğü” kitabının da yazarı olan Ayşe Şasa’nın başlangıç yazısı ile başlıyor. Şasa’nın bu ilk yazıda ön plana çıkarmak istediği şey, Yalsızuçanlar’ın rüya sinemasına dair fikirleri. Denemelerin ufuk açıcı, heyecan verici fikirlere sahip olduğunu şu şekilde anlatıyor: [...]

Geçtiğimiz haftalarda bir gün, iki yaşındaki yeğenimle aynı odada oturuyorduk. O oyuncaklarıyla oynarken ben kitap okuyor, göz ucuyla da kendisini takip ediyordum. Televizyon açık imiş bu sırada, farkında değildim. Yeğenim arada televizyona bakıp oyuncaklarına dönüyordu ama, izleyip hele anlayabileceği hiç aklıma gelmemişti. Derken diğer odaya doğru koştu, ben de arkasından gittim. Beşiğine atlamıştı, kapıda beni görünce muzip bir edayla aynen şöyle dedi: “sen Murat’ı seviyon!” Önce yanlış duyduğumu sandım ardından televizyonda oynayan film aklıma geldi. O kısa filmde köylü bir kızın, ağanın oğlu Murat’a âşık oluşu anlatılıyordu. Kız birkaç kez arkadaşına Murat’ı seviyorum demiş idi sanırım, tam izlemediğim için ben de hatırlamıyorum. Oyuncaklarıyla meşgul sandığım yeğenim filmdeki durumu kavramış, hem gerçek sanmış hem de biraz karıştırarak teyzesi Murat’ı seviyor sanmıştı. [...]

Cemâleddin Halvetî hazretleri Beyazıd Camii’nde vaaz ederken, cemaatin arasından yaşlı bir adam kalkıp, “Şeyh Efendi!” demiş, — “Böylesine mümtaz bir cemaate katılmak arzusuyla çok uzun bir yoldan buraya geldim. Lâkin etraf çok kalabalıktı, ben de o karmaşa içinde merkebimi kaybettim. Özelliklerini tarif etsem, acaba lütfedip cemaate böyle bir eşek görüp görmediklerini sorabilir misiniz?“ Adamın bu ricası üzerine, Şeyh Efendi, cemaate dönüp demiş ki: — Ey cemaat! İçinizde aşk nedir bilmeyen ve ömründe hiçbir şeye âşık olmayan kimse var mı? Cemaatten biri kalkmış, “Yâ Şeyh! Ben öyle aşk maşk nedir bilmem. Şimdiye kadar da kimseye âşık filân olmuş değilim” demiş. Bu sırada iki kişi daha elini kaldırıp onlar da aşk nedir bilmediklerini, hiç âşık olmadıklarını söylemişler. Cemâleddin Halvetî hazretleri önce tebessüm [...]

O (Allah) ki, yarattığı herşeyi güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı. Secde Sûresi, 32:7 — İnsanın hayata geldiği andan itibaren ayakta durabilmesi için zorlanması ve çaba sarf etmesi gerekir. İlk adımları atmaya çalışırken denemeler yapmak ve kimi zaman düşmek o ilk adımı atmak için gereklidir ve olmazsa olmazdır. İnsan kendi hayatına derinlemesine baktığında mücadele etmeden bir şeyi başaramayacağını farkeder. Eğitim almak için çalışması, her hangi bir işi öğrenmek için çırak olması, yabancı bir dile hâkim olabilmesi için yabancı bir ülkeye gidip zorda kalması gerekir. Tıpkı serçe kuşunun uçma kıvraklığını kavrayabilmesi için yırtıcı bir kuşun ona musallat olması gibi. Görünüş itibariyle serçeye musallat olan yırtıcı, hayırsızdır. Fakat serçenin o kabiliyete ulaşabilmesi için zorluğu yaşaması şarttır. Diyebiliriz ki; tecrübe illa ki [...]

Sayfa 1 / 212