Bergman etiketine sahip tüm yazılar

Bazen bir rüyadan uyanınca hatırlıyor olsak bile anlatmakta zorlanırız. Farzedelim ki kabus gördük. Ne gördüğünü anlat diyen birine korkunçtu, korkuyordum, bir olay/durum yoktu, sadece çok korktuğumu hatırlıyorum deriz. Aynı anlatılamazlık huzur, acı, mutluluk ve diğer hisler için de geçerli. Bizatihi yaşamış kadar olduğumuz için uyanınca duyduğumuz histen başka bir şey anlatamayız genelde. Bazı filmler de aynen bu rüyalar gibidir. Anlat deseler anlatamayız. Ama yoğun bir his hâkim olur bizde. Film bitmiştir ve hatırladığımız tek şey başrol oyuncusunun duyduğu yoğun acı, üzüntü, sevinç ya da hüzün olur. Bu izlediğim film bitince de aynı anlatılmazlığa düşüp aklımda kalan tek söz için “ızdırap” diyebilirim. Bresson’un bir sözü filminin bu yönlü gizemini açıklıyor: “Filmlerimi yaparken ne yapacağım üzerinde çok fazla düşünmem; sadece açıklamaya kalkmadan [...]

Geliştirilmiş olan temel arketiplerden en olmazsa olmazı olan Persona’nın idrakı, sessizliğinin hatta buz etkisiyle insanın zihninde leke bırakan çarpıcılığını da yandaş alarak toplumsal maskenin tanımını en ağır yönleriyle ifade etmeye girişiyor. Carl Gustav Jung’un da dediği gibi; “Persona, bireyin dış çevreye karşı takındığı bir çeşit sosyal -etki altında kalmış- maskedir.” sözü kişilerin toplum içerisinde bir çok yüz taşıdığını, her yüz ifadesinde birer yaşam olduğunu kezâ toplum ve kişi arasındaki sarsıcı giriftin Bergman’ın bir konuşan bir de salt ifadeleriyle konuşan iki kadın karakterle dengeler. Filmin ilerlediği her dakikada şok etkisi bırakan sahneler daha çok şahikalaşır. Bergman tartışma kabul etmeksizin deneysellik yolunda en iyi imzayı atan bir militan olarak akıllarda kompozisyonel ve illüstratör temalarla son derece psikolojik tanımlar kullanır. 1963’te Tystnaden (Sessizlik) filmi [...]

Fanny och Alexander, 1982 yılı yapımı Ingmar Bergman’ın son ve renkli filmi, bir aile destanı. Yüzyılın başında Uppsala’da soylu bir ailenin yaşadıkları Fanny och Alexander’ın gözünden aktarılıyor ve anlatı bu çerçevede şekillendiriliyor. Filmin dili, İsveççe. Fanny och Alexander (Fanny and Alexander – Fanny ve Alexander) biçim ve kök olarak Bergman’ın dönüş filmlerinden biridir. Bu yapımdan sonra sinemacılığa veda eden Bergman’ın bu filmindeki canlılık, neşe, dramın öncüsünü biz 1975 yılı yapımı Trollflöjten (Sihirli Flüt)’de görürüz. Sinema dilinin Bergman’da bir keyifsel işleve döndüğü nettir. Keder ve kasvetli üçlemesi diye adlandırdığımız, hepsi siyah beyaz olan Sasom i en spegel (Aynanın İçinden, 1961), Nattvardsgasterna (Kış Işığı, 1963) ve Tystnaden (Sessizlik, 1963) yapımlarından farklı olarak Fanny och Alexander’daki seyrin az varoluşsal çok (yeni) gerçekçilik – [...]

Batı’nın çok şeyi var, teknoloji, sağlık, refah… Ancak bir şeyi yoktur ve o da, Batı insanının bir zamandan beri şaşırmayı unutmuş olmasıdır. Artık hiçbir ilmî keşif, refah seviyesini yükseltecek yeni bir imkân sizi şaşırtmıyor. Fakat Şark şiiri kesinlikle sizi şaşırtacaktır. Satyacid Ray, Hintli Yönetmen Hollywood’un egemenliğindeki seyirci, Bergman, Fellini, Visconti, Berson, Ozu vs. gibi yönetmenlerin eserlerine benzer filmler görmekten ümidini kesmişken, birdenbire sıra dışı gelen İran sinemasıyla karşılaştı. Sinema, İran’ın modern bir dünyada dini bir yaşama tarzı oluşturma tecrübesi sırasında, sanatçıların kendilerini özgür hissettikleri bir estetik alan durumundadır. Bu alan, modernlikle din arasındaki anlaşmazlık konularının açıkça tartışılmaya başlandığı bir zemine dönüştü. Sinema, düşünce özgürlüğünden siyasal ve kültürel kurumların yapısına, sansürün ölçülerinden sivil topluma, emri bil maruf nehyi anil münker‘den hicaba [...]