cannes etiketine sahip tüm yazılar

“Tanrı, iradesini egemen kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için Tanrı’yı kullanır.” Giordano Bruno Yeryüzünde hep sürgündük biz. Aşklarımız da oldu; acılarımız da. Hiçbir vatan, vatan olmadı bize. Çünkü Hz. Adem’den beri, kovulduğumuz yeri arıyor, kovulduğumuz yere döndürülmenin hasretini çekiyoruz. Mevlana’nın ney kamışı metaforu gibi, koparıldığımız sazlığa gitmenin özlemiyle yanıp tutuşuyoruz. Dışarıya adımımızı attığımız an ötelere gideceğimizi, hızlı adımlarla yol alıp ilerleyeceğimizi sanıyoruz ama akşam döndüğümüz yer yine evimiz oluyor. Dönüp dolaşıp aynı çilehaneye geliyoruz. Koşu bandında koşan bir adam gibi, koşuyoruz ama ilerleyen sadece zannımız. Bagno Vignoni’nin delisi Domenico da böyle yapardı. Hurdaya çıkmış bisikletinin üstünde pedal çevirir dururdu saatlerce, hiç ilerlemezdi. Çünkü bilirdi Domenico, uğraş boşa. Hem uğraşmaya değer miydi [...]

La noire de… Ousmane Sembene’nin 1966 yılından daha da geçmişe uzanan siyah beyaz filmi. Diouana’nın Senegal’den Fransa’ya işveren hanımının evinde çocuklara bakmak için gitmesiyle başlıyor anlatı. La noire de…, Sahraaltı Afrika’nın ilk uzun metrajlı yapımı olma özelliğini korumakta. Filmin insanın sömürülmesine odaklı öyküsü olduğu için  Fransa tarafından baskıya ve sansürlere maruz kaldığını da belirtmek gerekir. Sembene’nin La noire de…’sü dışında 1971 yılı yapımı sömürge karşıtı filmi Emitai de yıllarca sansürlenmiş, Fransa’da gösterimi yasaklanmış ve film üzerinde değişiklikler  yapılarak dağıtımına müsaade edilmiştir. Bu açıdan Sembene’nin  filmlerinde ahlaki, kültürel siyasi tabanın olduğunu görebiliriz. Sembene, Afrika Sineması’nın çıkardığı usta yönetmenlerden birisidir. Afrikalı sinemacılar arasında siyasal, sanat, kullanılan teknik, ahlaki gelişim ve anlatısıyla Senegalli Ousmane Sembene’nin ayrı bir yeri vardır. Kıtadaki sinema kimliğini ve [...]

“İsrail’e ve onun temsil ettiği her şeye karşı duruyorum.”  (Elia Suleiman) İsrail’in Filistin’e uyguladığı baskı yönteminin ana arterini oluşturan ivme sandığımız gibi sürekli Filistin halkının kitle imla silahlarıyla, tanklarla, roketlerle öldürülmesi ve ateş altında tutulması değildir. Onlara uygulanmak istenen asıl yöntem, genlerinde varolan mücadeciliği ve vatanperverliği tetikleyen esas unsur olan umut ve inancı, Filistin’i bir nevi açıkhava hapishanesine çevirerek kırmaktır. Zira Filistin halkı ne kadar inanırsa ve ne kadar geleceğe hayal götürürse, İsrail o kadar korkacak ve sinir nöbetlerine tutulacaktır. Onca katliama, onca bedensel ve ruhsal iğfale rağmen sanki hiçbir şey yokmuş gibi rutin hayatlarına devam eden insan kitleleri görmek, şüphesiz tüm zulüm mekanizmalarının bilinçaltında yer eden en travmatik korkudur.  Katastrof (çapraz kesim) cezasına çarptırdığı sihirbazların kesilen organlarına rağmen gözlerindeki [...]

Das Weisse Band (The White Ribbon) 2009 Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya ortak yapımı , dram-gizem-psikoloji türünde bir Michael Haneke filmi. Türkiye’de Beyaz Bant adıyla gösterilen yapım, Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü ile beraber bir çok ödüle sahip. Das Weisse Band durağan ilerleyen, buna rağmen detaycı, izleyiciyi başından son sahnesine kadar uyanık tutan, üzmekle kızmak arasında gitgeller yaşatan, bittikten sonra kocaman bir kafa karışıklığıyla başbaşa bırakan, oldukça sıradışı, tarzına, duygusuna yakışır şekilde siyah-beyaz bir film. Yer yer gri, ama asla renkli değil. Hem gerçek hem mecazi anlamda. Film 1913 Almanya’sının protestan bir köyünde, I. Dünya Savaşı arefesinde geçiyor. Yönetmen izleyiciyi köydeki evlere tek tek konuk etmek suretiyle, yaşanan aile içi şiddet, baskı, çocukları birer köle haline getirme amaçlı kurulmuş otoritelere [...]