dedektif etiketine sahip tüm yazılar

L’Homme de Londres – Georges Simenon. Vapur bacalarından tüten duman misali gökyüzüne doğru kıvrılışı vardır insanın. Bu olurken nesnelerin mükemmelliğine inanır, dünyayı kucakladığını sanır ve de aldanır. Durum bu şekilde cereyan etmeye devam ederken, insanın başında birikenler onun omuzlarına daha da çetin gelir ve ıssız bir tünelde tek başına kalır. Gece bütün zarafetini insanlığa gösterirken o kendi cümlelerini kurar. Bir istila gibi, varoluşun ve de var olmanın getirdiği yükümlülüğü kendine alır. Bozgunluk dışarıda, içerideyse kılıç. Akın edip, dağıtıyorlar, yabancılaşma ünlemler yerleştiriyor. Yabancı geliyor, yabancı uyumu bozar. Yeryüzündeki ilk cinayetten bu yana insanlığın aldığı yolda egonun tramplenleri var. Her yerde zıplıyorlar, kimi zaman çıkan seslere eşlik etmemizi istiyorlar. Suskunluk bazen kötünün bir işareti olabilir. Susmak, gizle(n)mek içindir. Giz, gizem. Gizleniyorlar, gizleniyoruz. [...]

Teknolojinin hızlı gelişmesi, sinema endüstrisini doğrudan etkiler. Filmler ne kadar klişe olsa da bir kaç efektle işler değişir. “Shutter Island” klişedir demiyorum ama teknolojinin nimetlerinden yararlanmamak olmazdı bu filmde. Klasik bir gerilim filmi hissi veren aslında görüntü yönetmeninin mahareti ve müziklerinin filmle uyumlu olması. Gerilim filmi değil ama insanı germiyor değil. Hikaye kısa ve bir tımarhane adasında geçiyor. Tımarhaneden gelen kaçak ihbarı ile görevlendirilen iki dedektifin maceralarını anlatır görünürde. Tımarhanenin bir adada olması ve mevsimlerden sonbahar olması (yağmura mahsuben) filmin gerilimsiliğini artırıyor. Sonunu az çok tahmin edebildiğiniz ama aslında sonunun sizin tahmin ettiğiniz sondan çok ayrı, değişik olduğu ve insanın alışılagelmiş yorumlarının tepetaklak olduğu bir film diyelim biz. Aslında bu tür psikolojik filmler hoşuma gitmiyor değil. Nedendir bilinmez ama izlerken [...]