Tabiat-ı bican. İki yaşlı. Taşra’da bir tren hemzemin geçitinin ötesindeki evlerinde yaşıyorlar. Yaşlı adam yıllardır tantanları indirip kaldırıyor. 33 yıl. Okuma yazması yok. Tütün sarıp içiyor kimi zaman, şiddetli öksürükleri başlıyor, gözlükleri tozlu, kendisi gibi. Ketum bir yönü mevcut. Yaşlı kadın, ona oranla biraz daha asil. Çay yapıyor eşine. Tek gözlü odanın bir köşesinde halı dokuyor, belini büküp yaşamın içinde tutunmaya çalışıyor. Elleri nasır bağlamış, başörtüsü onun yorgunluğunu örtüyor. Bu iki yaşlının hikâyesi, monoton bir yaşantı çatısı altında dönüp duruyor Sohrab Shahid Saless’in kamerasında. Çok sessizlik var Tabiate bijan’da. Sohrab Şahit Sales’in karakter-ruh tahlillerinde bir sıradanlık izlediği nettir. Tabiate bijan’ı hemen hemen herkesin yaşayabileceği bir pozisyondan, hâlden çekip alır. Onu yaşamın tam kalbine yerleştirir. Bizim gördüklerimiz gerçeküstü bir kurgu değil, [...]
Kâbus Ne yapıyorsun, oğlum? Düş kuruyorum, anne. Nasıl türkü çığırdığımı görüyorum anne bu düşte. Ve sen bana soruyorsun, düşümde: oğlum, ne yapıyorsun, diye. Oğlum, dile getirdiğin ne, düşünde çığırdığın türküde? Bir zamanlar bir yuvam olduğunu dile getiriyorum, anne. Şimdi yuvam yok oysa. İşte bu dile getirdiğim, bu türküde. Bir sesim vardı, diyorum, bir dilim de, anne. Şimdi ne sesim, ne dilim var. Olmayan sesimle, olmayan dilimde, olmayan evimde bu türküyü çığırıyorum, anne. Abdullah Sidran Adis ve Kerim. İki Boşnak çocuk. Savaşın ortasındalar. Kaçıyorlar sessiz olana. Herkesi öldürüyorlar, her yerde bir kurşun sesi, evler dağıtılmış, köyler yangın yeri, yaşlılar, çocuklar ölüyor. Ölüm yaş tanımıyor. Onlar için bunun pek bir önemi yok, gayet memnunlar insanları öldürmekten. Onları bir hiç gibi görmekten. Kerim, [...]
Sevgili Babacığım, Sana yazıyoruz çünkü gelip seni bulmaya karar verdik. Seni hiç görmedik ve seni özlüyoruz. Hep senin hakkında konuşuyoruz. Ayrıldığımız için annem çok üzülecek. Onu derinden seviyoruz, sakın sevmediğimizi düşünme ama hiçbir şeyi anlamıyor. Senin nasıl göründüğünü bilmiyoruz. Alexander bir sürü şey söylüyor. Seni rüyasında görüyor. Seni çok özlüyoruz. Bazen okuldan eve giderken peşimden ayak sesleri duyduğumu zannediyorum, senin ayak seslerini… Dönüp baktığımda ise orada hiç kimsecikler olmuyor. Sonra, kendimi yalnız hissediyorum. Sana engel olmak istemiyoruz. Sadece seni tanımak istiyoruz, sonra geri döneceğiz. Bize cevap yazarsan tren sesiyle yap : tatan… tatan… tatan… tatan… İşte buradayım, seni bekliyorum… tatan… tatan… Voula İki küçük kalp. İkisi de birbirlerine bağlı. Tarif edilemeyen bir korku var yüzlerinde. Soğuk tren istasyonları, göçlerinin habercisi. [...]
-Şanslısın. Dinle… Şarkı gibi, değil mi? -Nedir o? -Çiftleşmemiş genç arılar… Kraliçe arı olmak isteyen ve balmumundan yapılmış hapishanelerinin kapısını döven bakireler kapıyı kırmaya çalışıyorlar. Fakat diğerleri, nöbetçiler dayanarak çatlakları dolduruyorlar. -Çıkmalarına neden izin vermiyorlar? -Çünkü arılar sadece Kraliçe olarak seçtiklerinin çıkmasına izin verirler. Diğerleri ilkinin başına bir şey gelmesi hâli için saklanıyor. Bu arada erkek arılar suya gidecekler. Üzerimizde biriken işlerini yapıyorlar. Onları görebiliyor musun? -Ne yapıyorlar? -Kraliçe’yi bekliyorlar. Gelecek erkek arılarla dans ederek göğe yükselecek ve bir tanesini seçecek. -Bu Kraliçe’nin dansı mı? -Bu Kraliçe’nin dansı… Anılarıyla bir adam, suskun. Sürekli olarak geçmişin o görkemli hikâyelerinde, toz toprak yaşanmışlıklarında yaşıyor, dünde kalmış kalbi, benliği, her şeyi. Bugüne ait bir şeyi varsa o da kocaman bir hiç. Yine göç, [...]
Sahne 91 Köylülerin kızgın çığlıkları aşağı caddeden yükseldi. Yaşlı kadın kederle ardına baktı. Alçak bir sesle, “Her şeyi yakıp yıkacaklar” dedi. Merdivenlerden aşağı koştular. Yaşlı kadın kapıyı kilitledi ve anahtarı yaşlı adama verdi. “Üçüncü kez sürgün” diye fısıldadı yaşlı adam… _ Bazen bir korku ve ona eşlik eden bir rahatlamayla farkına varıyorum ki artık hiçbir şeye inanmıyorum. Böyle zamanlarda, ilgimi bedenime veriyorum. Bana yaşadığımı hatırlatan yegâne varlığa… Üçüncü sürgün Çok uzaklardan geliyor Spyro. Yıllarca elinde silahla dağlarda mücadele etmiş, sonra terk etmiş vatanını, Yunanistan’ı. 32 yıl sonra, kendi yurduna, özüne, toprağına dönüyor. Bakışları limanda kesişiyor Alexandros ve Voula ile. Spyro, puslu bir kasabanın ortasında. Yersiz, yurtsuz bir adam. Bu gelişi, gelecek belanın ve kaosun habercileri. Kimse istemeyecek Spyro’yu, dışlayacaklar, yabancılaşmış, [...]
Sinemazingo Filozofo
Sinemazingo Yazarlar
Son Sinemazingolar
- Pred Dozhdot (1994)
- Rear Window (1954)
- Ateşin Düştüğü Yer (2012)
- Le gamin au vélo (2011)
- Dedemin İnsanları (2011)
Sinemazingo Yorumlar
- Nostalghia (1983) için beyazıt ve güvercin
- Nói albinói (2003) için Bekir Arslan
- Bir İnsanlık Anlatısı: Depuis Qu’otar Est Parti için tnhn
- Le gamin au vélo (2011) için tnhn
- Nasıl arayacağımı bilmiyorum! için zehra fatma




