duygu etiketine sahip tüm yazılar

Öldürmeye, yaşatmaya, ölmeye ve yaşamaya dair… Öldürmeye… Zihin yapısının çokça karışık olduğunu iplik yumağına benzeten ve onunla açıklayan bir dostum, öfke anında insanın birçok duygusunun kilitlendiğini, analiz yeteneğini kaybetmesinin saniyeler sürdüğünü ve ancak sakinlik, sukunet ile anlık öfkenin biterilebileceğinden bahsetmişti. İplik gibi karışıkken, bir ucundan tutulduğunda kısa zorluk sonunda kolayca çözülen. Peki ya uzun süreli öfke? Tûfi bundan şöyle bir ders çıkarmış: Kime bir başkasından hoşuna gitmeyen bir şey gelecek olursa, hemen hatırlasa ki eğer Allah dileseydi bu olmazdı, öfkesi dağılır. Çünkü, böyle düşündüğü halde öfkesinin devamı onun, Allah’a öfkelendiğini ifade eder. Bu ise, ubudiyete aykırıdır. Sadece anlık öfke ile başa çıkabilmenin çözümü gibi görünen bu durum öfke ile yoğrulan bir kalbin de ilacı olmaya namzettir. Zihin başta olmak üzere [...]

Mecid Mecidi filmografisinin, ailenin naifliğini anlatan, İran’da Oscar’a aday gösterilen ilk film olan 1997 yılı yapımı Cennetin Çocukları ile başladığı kabul edilir. Fakat İranlı yönetmen bu film temasının ilk temellerini bundan bir yıl önce hazırladığı Pedar (The Father, Baba) filmiyle atar. Pergelin bir ucunu aile kavramına bırakırken diğer ucuyla hikâyesini nakşeder. Film hediyelik malzeme satılan bir sergiden hediye seçen bir kaç elin görülmesiyle başlar. Hediye satın alan kişi, babasını kaybetmiş, ailesinin geçimini sağlamak için şehre gitmiş, bir dükkanda çıraklık yapan 14 yaşında bir çocuk olan Mehrullah’tır. Köye, ailesinin yanına dönmek için yola koyulur. Bu uzun yolculuğu sonunda köye yakın bir dereden su içerken cebindek aile fotoğrafını suya düşürür ve kaybeder. O esnada arkadaşı Latif’i görür ve yanına gider. Latif, annesinin bir jandarma [...]

Bazı filmlerin bazı sahneleri vardır ki anlattığı hikâye sizi pek ilgilendirmese de sizden olan bir şeyi hatırlatır ve ne kadar da izleseniz bıkmazsınız. Kadrajın saflığı da etkileyebilir sizi, bir bakış da, bir duruş da. Öyle olur ki kendi hayatınızla da ilişkilendirir, düşünmeye başlarsınız. Benim için senaryonun, yönetmenliğin ve genel anlamda sinemanın en ilgi çekici yönü bu olmuştur. Yazdığınız yazıdan farklı manalar çıkartılabilmesi kadar çekilen sahnelerden her insanın kendine göre fikirler edinmesi ve onu yaşaması bundandır. 2007 yılında hazırlanan “I Am Legend” her ne kadar klasik bir kıyamet alameti senaryosu olarak algılanabilir olsa da benim için yeri ayrı olan bir yapım. Farklı olmasını filmi aşıp başka düşüncelere yolculuk yapabilme imkanı sunması olarak düşünebiliriz. New York şehrinde yalnız kaldığınızı düşünün. Düşünmesi zor. [...]

Iwo Jima, Japonya ana karasının 1200 km güneyinde yer alan küçük bir ada. 16 Şubat 1945 – 26 Mart 1945 tarihleri arasında İkinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği bir dönemde tarihî bir savaşa şahit olmuş. Pasifik Okyanusu’nda bulunması ve Japonya’ya yakın olmasından dolayı Amerika’nın adayı üs olarak kullanmak istemesi adanın önemini daha da artırmış. Fakat bu adanın ilginç bir yönü var ki dünya savaşı döneminde Amerikan zaiyatının Japon zaiyatını geçtiği tek cephe Iwo Jima olmuş. Savaş, Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne karşı dayanamayan Japon kuvvetlerinin yenilgisi ile sonuçlanmış. “Letters from Iwo Jima” temel olarak savaşı anlatan ama odak noktasında insanın olduğu bir yapım. Amerika’da yetişmiş ve ülkesine geri dönmüş Japon subay General Kuribayashi’nin ve çevresindeki askerlerin mektuplarının uzun zaman sonra toprağa gömülü vaziyetteki bir çuval [...]

Avaze gonjeshk-ha, (The Song of Sparrows, Serçelerin Şarkısı) İranlı yönetmen Mecidi’nin, Cennetin Çocukları, Cennetin Rengi, Baran ve Söğüt Ağacı filmlerinden sonra hayatın içindeki naif insanları (serçeleri) anlattığı son filmi. Diğer filmlerinde de olduğu gibi hayatın herhangi bir kesitinden bazı örnekleri bize sunuyor. Fakat Serçelerin Şarkısı’nın öncekilerden bir farkını da belli bir olayı anlatmaması olarak kabul edebiliriz. Durum hikâyelerinde olduğu gibi sonuca bağlamayı izleyene bırakır. Şiirini yazmıştır ve okuyanın zihninde canlanacağı şey artık kendinin ihtiyarında değildir. Kerim, bir çiftlikte devekuşlarının bakımından sorumlu işçi olarak çalışmaktadır. Ailesinin geçimini bu iş vasıtasıyla sağlamaktadır. Her gün akşam eve dönerken küçük hediyelerle ailesini memnun eder. Üç çocuğundan en büyüğü, işitme engeli bulunan Haniye, evlerinin yakınındaki su kuyusuna işitme cihazını düşürür. Babaları işten acilen çıkarak kuyuya [...]

Sayfa 1 / 3123