ekmek etiketine sahip tüm yazılar

İnsanın kalbine nakşetmiş nağmeler vardır. Kelimelere benzer. Mübadele kelimesinin zihinlere yerleşmesi gibi “Gül Bahar” de nağmesi bazı insanlar için özeldir. İlginçtir, insan bazen geçmişinden öyle şeyler hatırlar ve neden hâlâ aklına geldiğini, düşündüğünü kendinde ne gibi izler bıraktığını anlamaya çalışır. Ama bilirki anlayamaz. Denk gelmiştir. O anı hatırladıkça gereksiz olduğunu düşündüğü şeyleri de hatırlar. Çokça kelime biriktirmediğimi farketmiştim yakın zamanda. Biriktirmiyor, çabucak harcamak için savruluyorum. Hatırladıklarım da kabaca garip olaylar. Hayatının gidişatını değiştiren neler var diye sorulsa buna cevabım kısa anlar olur. Kısa olması, etkisinin az olduğunu göstermez elbette ama bir taraftan da şükür vesilesi olarak kabul edebilirim bunu. Bosna Savaşı’nın yaşandığı dönemlerde çocukluğumu yaşamış olsam da bunun trajik bir olay olduğunu çok sonra anladım. Çünkü içinde değildim, yaşamadım. Kalbimdeki, [...]

Prologue (Visions of Europe), Béla Tarr’ın 2004 yılı yapımı kısa filmi. Hiç konuşma olmayan bu kısa film çalışmasında yüze odaklı ve siyah beyaz çekimler yapılmakta. Béla Tarr’ın Karhozat’ı olsun, Werckmeister Harmoniak filmi olsun, Satantango’sunda da yüz ağırlıklı ve ağır çekimler vardır. Tarr’ın burada yaptığı izleyiciyi durumun içine hapsetmek, o atmosferden kolay kolay çıkarmamaktır. Birbirine karışmış yüzlerden ve grilikten anladığımız Avrupa ve Dünya yüzleri. Her birinin ayrı öyküsü var. Hepsi sessiz bu evrende. Yorgunluğun karışıklıklara ve kırışıklıklara büründüğü gizemin ardında kalansa yaşamın katlanılmaz savaşı. Hayat hep bekleyiş, hep ümit etme, olguların arkasına gizlenmeden ibaret. Macar Sineması’nın Parlayan Yüzü Béla Tarr, Prologue ile kesitten bütünsele gidiyor. Sanatını armonilerle buluşturuyor. Hüznü, sevinci ve vicdanı yerleştiriyor o kalabalıkta. Tokat atıyor, gülüyor, hüzünleniyor, hicvediyor. Lars [...]

Bazen bir rüyadan uyanınca hatırlıyor olsak bile anlatmakta zorlanırız. Farzedelim ki kabus gördük. Ne gördüğünü anlat diyen birine korkunçtu, korkuyordum, bir olay/durum yoktu, sadece çok korktuğumu hatırlıyorum deriz. Aynı anlatılamazlık huzur, acı, mutluluk ve diğer hisler için de geçerli. Bizatihi yaşamış kadar olduğumuz için uyanınca duyduğumuz histen başka bir şey anlatamayız genelde. Bazı filmler de aynen bu rüyalar gibidir. Anlat deseler anlatamayız. Ama yoğun bir his hâkim olur bizde. Film bitmiştir ve hatırladığımız tek şey başrol oyuncusunun duyduğu yoğun acı, üzüntü, sevinç ya da hüzün olur. Bu izlediğim film bitince de aynı anlatılmazlığa düşüp aklımda kalan tek söz için “ızdırap” diyebilirim. Bresson’un bir sözü filminin bu yönlü gizemini açıklıyor: “Filmlerimi yaparken ne yapacağım üzerinde çok fazla düşünmem; sadece açıklamaya kalkmadan [...]

Yapımcı, yönetmen Susan Jacobson ve Alex Boden tarafından gerçek bir hikayeden esinlenerek hazırlanmış, bir savaş fotoğrafçısının yaşadığı ikilemi anlatan çarpıcı bir kısa film. Bir insan tehlikedeyken ona yardım mı edersiniz yoksa fotoğraf çekmeye devam ederek işinizi mi yaparsınız? İç dünyalarda, vicdanlarda buna benzer tercihlerle karşı karşıyadır insan. Ve o tercih anında insan hürdür, kendi vicdanı ile başbaşadır. Ve sonunda pişmanlık varsa bilinir ki bu insanda büyük yaralar açar. Zihnine nakşedilmiştir artık. İkilemi daha da artar, geçmişe dönmek ister, hatasını telafi etmeye çalışır. Fakat nafiledir. İmtihan bitmiştir. Aslında insanın nefsi ile yaptığı mücadelenin de bir göstergesidir bu film. Ve içerisinde ciddi eleştiriler barındırmaktadır. Savaşın içinde olan insanların aslında en büyük savaşlarının kendileriyle olduğunu farketmek veya farketmeye çalışmak imtihanın ta kendisi olsa gerektir. Sahi [...]