festival etiketine sahip tüm yazılar

Türkçe adı “Bisikletli Çocuk” olan Le Gamin Au Vélo, Belçikalı Jean-pierre ve Luc Dardenne kardeşlerin 2011 yılında çektiği, Belçika/Fransa ortak yapımı bir film. Aynı yıl içinde Türkiye’de Film Ekimi‘nde gösterilen Le Gamin Au Vélo, Cannes jüri özel ödülünü “Bir Zamanlar Anadolu’da” ile paylaşmıştı. Film konusu itibariyle oldukça hayatın içinden. Babası tarafından istenmeyen ve yetimhaneye bırakılan Cyril, bu durumu bir türlü kabullenemez ve eline geçen her fırsatta yetimhaneden kaçıp babasını bulmaya çalışır. Bu aşamada çok sevdiği bisikletinin de babası tarafından para için satıldığını öğrendiyse de bu onun babasını arama mücadelesinden vazgeçirmez. Yalnızlık-ümit-başarısızlık üçgeninde sıkışıp kaldığı sırada kuaförlük yapan Samantha ile yolları kesişir. Samantha, Cyril’in bisikletini yeniden onun için satın alır ve hafta sonlarını beraber geçirmek üzere onun koruyucu anneliğini üstlenir. Elinden [...]

O (Allah) ki, yarattığı herşeyi güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı. Secde Sûresi, 32:7 — İnsanın hayata geldiği andan itibaren ayakta durabilmesi için zorlanması ve çaba sarf etmesi gerekir. İlk adımları atmaya çalışırken denemeler yapmak ve kimi zaman düşmek o ilk adımı atmak için gereklidir ve olmazsa olmazdır. İnsan kendi hayatına derinlemesine baktığında mücadele etmeden bir şeyi başaramayacağını farkeder. Eğitim almak için çalışması, her hangi bir işi öğrenmek için çırak olması, yabancı bir dile hâkim olabilmesi için yabancı bir ülkeye gidip zorda kalması gerekir. Tıpkı serçe kuşunun uçma kıvraklığını kavrayabilmesi için yırtıcı bir kuşun ona musallat olması gibi. Görünüş itibariyle serçeye musallat olan yırtıcı, hayırsızdır. Fakat serçenin o kabiliyete ulaşabilmesi için zorluğu yaşaması şarttır. Diyebiliriz ki; tecrübe illa ki [...]

“Su Hayattır…” Danny Boyle’un, yönetmenliğini yaptığı; gerçekte mühendis olan Aron Ralston’un hayat hikâyesinden uyarlanan dramatik bir film 127 Hours. Danny Boyle’u hatırlatmak gerekirse “Slumdag Millionaire” ve “Transpotting”in yankılarının ardından, şaşırtmayan bir İngiliz yönetmen. Doksan dakikalık zaman zarfında dar mekân ve tek karakter sınırlaması olmasına rağmen; hikâye kesintisiz yaşatılıyor. Seyirciye de, “çaresizliğin tanımı”nı yaptırıyor adeta. Genç bir dağcı olan Aron Ralston, hayatın keşmekeşliğinden kaçarak her anın tadını çıkarmak adına Utah kanyonu yakınlarında, düşerek kolunu kayaya sıkıştırır. Böylece beş günlük yaşam mücadelesi başlar. Her gün, 09:30 civarı sıkıştığı devasa kayalıklara vuran güneşle “yaşama inancı”nı depolar. Filmin başında açıklanmayan Aron’un karakteri bu kerteden sonra tamamlama sekansını oluşturur; iç hesaplaşmalar başlar. Mahsur kaldığı süre içinde yaşadıklarını gözden geçirmeye bir hayli zaman bulur. Ailesine haber [...]

Aslında sürekli ön planda kalan şeylerden hep uzak durmuşumdur. Daha doğrusu uzak durmaya çalışmışımdır. Bunun nedeni popüleriteden bir nebze olsun tırsmam olabilir. Çok satan kitapları hep bir kaç sene geçtikten sonra okumak isterim mesela. Müzikleri geriden takip ederim. Çok fazla neden aramaya gerek yok sanırım. Kültürden ne anladığımı tam olarak dile getiremesem de kendi içimde yaşıyorum galiba bazı şeyleri. Filmler için de bunu söyleyebilirim. Çok ses getiren bir film bazı zamanlar nedense bende herhangi bir heyecan uyandırmaz. Bunun için festivallerde gösterilen veya bir kaç bin kişinin ancak izleyebildiği filmleri merak etmişimdir hep. Kısa filmler bu sınıfa dahildir mesela. Bu konu ile alakalı geçen senelerde izlediğim bir film aklıma geldi. 2009 Fransız yapımı. “Micmacs à Tire-Larigot“. Festival tadında. Görselliği ise başka [...]