gece etiketine sahip tüm yazılar

The Help, Amerikalı yazar Kathryn Stockett’in 2009 yılında yayınlanan ilk romanının ismi. Yüz haftada beş milyon kopyası satılmış ve 2011 yılının Ağustos ayında “The New York Times Çok Satanlar Listesi“ne girmeyi başarmış. Türkiye’de ilk baskıları “Yardımcı” ismiyle yayınlanmışken sonraki baskılarında ismi “Duyguların Rengi” olarak değiştirilmiş. 2011 yılında aynı isimle senaryosuna yazarın da katkısıyla sinemaya uyarlanmış. Amerika’da ırkçılığın tavan yaptığı bir dönemde 1960 yılında Mississipi eyaletinin Jackson bölgesinde beyazların yaşadığı evlerde, Afrika kökenli siyahilerin hizmetçi olarak insanların yaşadıklarını anlatır. Yazarın da doğup büyüdüğü yer olması dönemin şartlarını şu zamana aktarmak kendi açısından faydalı olmuş. Filmin baş karakteri Skeeter, öğrenciliği bittiğinden dolayı yaşadığı yere dönmüş ve normal bölgesel bir gazetede işe girer. Yazı işlerinde kendisini geliştirmesi için ev işleri ile alakalı yazılar [...]

L’Homme de Londres – Georges Simenon. Vapur bacalarından tüten duman misali gökyüzüne doğru kıvrılışı vardır insanın. Bu olurken nesnelerin mükemmelliğine inanır, dünyayı kucakladığını sanır ve de aldanır. Durum bu şekilde cereyan etmeye devam ederken, insanın başında birikenler onun omuzlarına daha da çetin gelir ve ıssız bir tünelde tek başına kalır. Gece bütün zarafetini insanlığa gösterirken o kendi cümlelerini kurar. Bir istila gibi, varoluşun ve de var olmanın getirdiği yükümlülüğü kendine alır. Bozgunluk dışarıda, içerideyse kılıç. Akın edip, dağıtıyorlar, yabancılaşma ünlemler yerleştiriyor. Yabancı geliyor, yabancı uyumu bozar. Yeryüzündeki ilk cinayetten bu yana insanlığın aldığı yolda egonun tramplenleri var. Her yerde zıplıyorlar, kimi zaman çıkan seslere eşlik etmemizi istiyorlar. Suskunluk bazen kötünün bir işareti olabilir. Susmak, gizle(n)mek içindir. Giz, gizem. Gizleniyorlar, gizleniyoruz. [...]

“Havada nostalji kokusu var!” Midnight In Paris için bu düşünceyi savunmanın pek de yanlış olacağı kanısında değilim. Anlatmak istediği her şehri kendi boyasıyla boyayan Woody Allen, bu kez de Paris tutkunu olan ve yazar olmaya çabalayan bir damat adayı üzerinden hikâyesini klişeden uzak görücüye çıkarıyor. Vakt-i zamanında Hemingway “Paris bir şenliktir” demiş; fakat bu filmde Paris, tek başına şenlik olmaktan da çıkıp dünü bugüne, bugünü de düne taşımış. Zamanda yolculuğa çıkaran Allen 1920’lilerin sanatının büyüsünde gezdiriyor. Bu gezintide beğenmediği kalıpları yanlış gören göze parmak şeklinde kendi çağını beğenmeyerek geçmişe özlem duyma duygusunu da taşlıyor. Şöyle ki; Paris’e tatile giden Amerikalı bir çift ile karşılaşıyoruz. Peşi sıra kız tarafının anne ve babasını tanıyoruz, lüks müptelalığıyla her konuşmasına şahit oluyoruz, “ucuz ucuzdur” [...]

Filmlerle Sosyoloji, Lancaster Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde Öğretim Üyesi Bülent Diken ve Aarhus Üniversitesi Siyaset-Bilim Bölümü Öğretim Üyesi Carsten Bagge Laustsen‘in birlikte hazırladıkları bir kitap. Toplumsal gerçekleri değil, filmler aracılığıyla kendilerini yeniden üreten toplumlar’dan bahseden bu kitap, ayrıca sinemanın insan üzerindeki etkisinin de yansımalarını anlatır. Kitapta incelenen Hamam, Sineklerin Tanrısı, Tanrı Kent, Dövüş Kulübü, Brazil ve Hayat Güzeldir filmleri din, toplum, kin sosyolojisi gibi toplumsal değişime etki eden konulardan bahsetmeleri açısından özenle seçilmiş. Slavoj Zizek’in kaleme aldığı, Uçuş 93 (United 93, 2006) ve Dünya Ticaret Merkezi (World Trade Center, 2006) filmleri üzerinden Amerikan sinemasının 11 Eylül sonrası eğilimlerini inceleyen sunuş yazısı da kitabın mantığını özetler nitelikte. Filmlerle Sosyoloji, özellikle sosyal teori ve sinema arasındaki ilişkiye dair yeni bir bakış edinmek isteyenlerin [...]