gölge etiketine sahip tüm yazılar

Sevgili Babacığım, Sana yazıyoruz çünkü gelip seni bulmaya karar verdik. Seni hiç görmedik ve seni özlüyoruz. Hep senin hakkında konuşuyoruz. Ayrıldığımız için annem çok üzülecek. Onu derinden seviyoruz, sakın sevmediğimizi düşünme ama hiçbir şeyi anlamıyor. Senin nasıl göründüğünü bilmiyoruz. Alexander bir sürü şey söylüyor. Seni rüyasında görüyor. Seni çok özlüyoruz. Bazen okuldan eve giderken peşimden ayak sesleri duyduğumu zannediyorum, senin ayak seslerini… Dönüp baktığımda ise orada hiç kimsecikler olmuyor. Sonra, kendimi yalnız hissediyorum. Sana engel olmak istemiyoruz. Sadece seni tanımak istiyoruz, sonra geri döneceğiz. Bize cevap yazarsan tren sesiyle yap : tatan… tatan… tatan… tatan… İşte buradayım, seni bekliyorum… tatan… tatan… Voula İki küçük kalp. İkisi de birbirlerine bağlı. Tarif edilemeyen bir korku var yüzlerinde. Soğuk tren istasyonları, göçlerinin habercisi. [...]

Werckmeister Harmoniak, Béla Tarr’ın 2000 yılı yapımı siyah-beyaz filmi. Oyuncu kadrosunda ise Satantango’dan yüzlerine aşina olduklarımız oyuncular da var. Macar Sineması’nın ak yüzü, Tarkovsky’nin mirasçısı gözüyle bakılan, sessizliğin ve simgeselin ustası Tarr bizi eşikten eşiğe sürüklüyor bu filminde de. Bol metafor, bol karanlık, hareket – mana çizgisine yöneliş ve daha fazlası var. Werckmeister adı ünlü kompozitör Andreas Werckmeister’dan geliyor. Filmin diliyse, Macarca. Cennet üzerimize mi düşecek? Werckmeister Harmoniak, (Werckmeister Harmonies – Karanlık Armoniler) sıradan bir konuya sahip değil, düğüm içinde düğümleri çözmeye sevk eden  bir yapım, insanlığın çatışmacı ruh hâlini barındıran kesitler ve bundan ziyade, karanlığın içindeki güce, insanın Tanrı – Tanrısızlık, vicdan – hiçlik sorgulamalarına da götürüyor. Açılış sahnesi filmin omurgasını oluşturuyor. Janos’un üç ayrı insanı Güneş – Ay [...]

Sinema üzerinde çokça düşünmüş ve bu işi dert edinmiş bir kişi olan Sadık Yalsızuçanlar, 2006 yılında kendisi ile yapılan bir söyleşide şöyle der: Dünya sinemadır, sinemayla daha kolay yaşanır ve çekilir bir hale gelebilir. Dünyayı anlamanın en kullanışlı ve kolay yollarından biridir. Bir bilge, ‘Dünyanın geçen kısmı hayal, kalan kısmı hülyadır.‘ der. Madem sinema bir rüya sanatıdır ve dünya yaşamı bir rüyadır, o halde sinema hayati bir sanattır. Varoluşsal bir dildir, varlığa ilişkin sorulacak sorular için elverişli bir alandır. Sinema tabii ki biraz eğlencedir, kısmen demokrattır (para yatırılacak, seyirci beğenecek ve yeni filmler için para verecek) üstelik eşitlikçi demokrasinin bir sanatıdır -herkes bakmasını (görmesini miydi yoksa?) bilir-, ama sinema daha çok bir rüya içinde rüyadır, bu gerçeğin dilidir. Dünya yaşamı, [...]

“Kendinize bir bakın. Koltuklarınızdan kurtulun, kalkın ve aynaya bir bakın. Tanrının sizi nasıl yarattığını görün. Hayatımızı, makineler aracılığıyla yaşamak için yaratılmadık…” Suretler filminin başında söylenen bu söz, bilgisayar ve televizyon bağımlılığı için söylemiş değil. Bilim ile kurgulanan filmde insanlar evlerinde duruyorlar ve onların yerine insan yapımı ‘suret’ adı verilen başka bedenler dışarı çıkıyor. Evinde bir makineye bağlanan kişi, evin dışında gezen suretini uzaktan kumanda ediyor. Robot suretinin yaptığı her şeyi yapmış gibi hissediyor ve herhangi bir tehlikeye girmeden hayatını sürdürüyor. Filmin geçtiği şehirde artık insanlar evlerinde yatar pozisyonda makineye bağlı iken, kendi seçtikleri fiziksel görünüşteki robot suretleri onların adına bürünüp yaşamaya koyuluyorlar. Film boyunca sanal âlemin uç sınırlarını izliyoruz. Acaba olabilir mi ile hayır olmasın deyişler karıştırıyor zihnimizi. Sonunda da [...]