Dekalog 2 – Dekalog, Dwa (1989)
Bekir Arslan yazdı. Etkileyici Filmler, Polonya Sineması kategorisinde yayınlandı.
Dekalog 2, Dwa (1989) “Tanrı’nın ismini boş yere ağzına almayacaksın.” — Üçüncü buyrukta Tanrı şöyle dedi: “Tanrın Rab’bin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü Rab, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.” Mısır’dan Çıkış 20:7 / Kitab-ı Mukaddes Dekalog Dwa, Kieslowski’nin Dekalog’larının ikincisi. On Emir’de üçüncü emir olarak bilinen “Tanrı’nın ismini boş yere ağzına almayacaksın.” emri Dekalog’ların ikincisi olarak belirlenmiş. Bu detayın bilinmesi, muhakkak bölümün anlaşılması, yorumlanması ve tam manasıyla idrak edilebilmesi açısından önemli bir nokta. Dorota Geller, Philharmonic Orkestrası’nda görev alan bir kemanisttir. Kocası Andrzej orta halli bir hastahanede, hastalığının ağırlığı sebebiyle tedavi görmektedir. Dorota ise sık sık ziyarete gelip, aynı zamanda kaldığı apartmanda komşusu da olan doktordan kocasının hastalığının ilerleyip ilerlemediğini öğrenmek için uğraşmaktadır. Fakat doktor hastane haricinde başka bir yerde konuşmaktan [...]
Dekalog 7 – Dekalog, Siedem (1989)
Ali Hasar yazdı. Etkileyici Filmler, Polonya Sineması kategorisinde yayınlandı.
Dekalog 7, Siedem (1989) “Çalmayacaksın” — Bir adam öküz ya da davar çalıp boğazlar ya da satarsa, bir öküze karşılık beş öküz, bir koyuna karşılık dört koyun ödeyecektir. Bir hırsız bir eve girerken yakalanıp öldürülürse, öldüren kişi suçlu sayılmaz. Ancak olay güneş doğduktan sonra olmuşsa, kan dökmekten sorumlu sayılır. Hırsız çaldığının karşılığını kesinlikle ödemelidir. Hiçbir şeyi yoksa, hırsızlık yaptığı için köle olarak satılacaktır. Çaldığı mal – öküz, eşek ya da koyun – sağ olarak elinde yakalanırsa, iki katını ödeyecektir. Tarlada ya da bağda hayvanlarını otlatan bir adam, hayvanlarının başkasının tarlasında otlamasına izin verirse, zararı kendi tarlasının ya da bağının en iyi ürünleriyle ödeyecektir. Birinin yaktığı ateş dikenlere sıçrar, ekin demetleri, tarladaki ekin ya da tarla yanarsa, yangın çıkaran kişi zararı ödeyecektir. [...]
L’albero degli zoccoli (1978)
Ali Hasar yazdı. Avrupa Sineması, Etkileyici Filmler kategorisinde yayınlandı.
Toprağı işlemesek bile, toprağa dair bir mihenk noktamız her zaman olacaktır. Faaliyetlerimizde, deneyimlerimizde, hayatta kalmak için dahi, toprağı her zaman hesaba katmak zorundayız. Geçmişte insan, toprakla doğrudan ilişki içinde olduğunda, toprak ve ürünleri için çok büyük fedakarlıklar yapsa bile, direkt ilişki insana kolaylık ve güven sağlıyordu. Kolaylık ve güven diyorum; çünkü toprakla ilişki sadık bir ilişkidir. Toprak, üzerinde çalışan insana hiçbir zaman ihanet etmez. Günümüzde ise bu gerçekliğin, bu sadakatin anlatımlarını bulamıyoruz. Bu, toprağa geri dönmeliyiz demek değil, fakat şu anki üretim araçlarımızda bu değeri (dürüst ilişki ve üretim şeklini) geri kazanmalıyız demektir. (*) Ermanno Olmi 1978 yılı yapımı Ermanno Olmi’nin destanı L’Albero degli zoccoli. 1978 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kucaklayan film, yönetmen Olmi’nin taşraya bakış açısını gerçekçi ve bir o [...]
Kars’ı Gezici Festival için gittiğimde ‘keşfettim’. Daha önce de gördüğüm bir şehirdi fakat o zaman hayal kurma imkânını bulamamıştım. Benim için ‘sinematografik’, ‘hayal kurma imkânı veren’ demek. Kars bu anlamda sadece coğrafyası ve mimarisiyle değil, insani yaşam ritmiyle de bir hayal yeri. Beni ilgilendiren Kars’ın doğululuğu değil de yüksekliği. Kars hem coğrafi hem de manevi anlamda yüksek bir yer. Zaman anlamında da yüksek, sanki o yükseğe asılmış, bütün zamanlara tepeden bakıyor gibi. İnsan kendini orada ‘yüksek’, yani özgür hissediyor. Kars kolay kolay belli bir zamana ait olduğu söylenecek yer değil. Filmlerimde hep ‘geniş zaman’ kullanmaya çalıştığım için, Kars bu zamanlar ötesi zenginliğiyle beni çok çekti. Zaten unutamadığım tatlı melankolisi de buradan geliyor. Beni en çok etkileyen Atatürk heykelinin bulunduğu meydan. [...]
Kárhozat (1988)
Ali Hasar yazdı. Avrupa Sineması, Etkileyici Filmler kategorisinde yayınlandı.
Pencerenin kenarında, boş boş dışarı bakıyorum. Nice seneler orada oturdum, bir şeyler bana hep sonraki anda delireceğimi söyledi. Ama öyle olmadı. Üstelik delirmekten korkmuyorum. Delilik korkusu bir şeylere sadık kalma anlamına gelebilir. Henüz bir şeye bağlı değilim. Her şeyin bana sadık olmasına rağmen, sadık olduğum bir şey yok. Onlara bakmamı istiyorlar. Nesnelerin, olguların çaresizliğine, penceremin dışındaki pis köpeğin kurşunî gökyüzünün altında, delicesine yağan yağmurda su içişine bakmamı istiyorlar. Acıklı çabalarını izlememi istiyorlar. Herkes, mezara girmeden önce konuşmaya çalışıyor. Zaten düştüler, konuşacak zaman kalmadı. Beni delirtmek için nesnelerin bu geri dönülmezliğini istiyorlar. Ama bir sonraki anda ise delirmemi istiyorlar. Karhozat, 1988 yılı yapımı Béla Tarr’ın siyah beyaz filmi. Macar Sineması’nın griliğinde, siyah beyazlığında yoğrulan ve Kahramanımız Karrer’in gözünden öykü anlatısına sahip [...]
Sinemazingo Filozofo
Sinemazingo Yazarlar
Son Sinemazingolar
- Pred Dozhdot (1994)
- Rear Window (1954)
- Ateşin Düştüğü Yer (2012)
- Le gamin au vélo (2011)
- Dedemin İnsanları (2011)
Sinemazingo Yorumlar
- Nostalghia (1983) için beyazıt ve güvercin
- Nói albinói (2003) için Bekir Arslan
- Bir İnsanlık Anlatısı: Depuis Qu’otar Est Parti için tnhn
- Le gamin au vélo (2011) için tnhn
- Nasıl arayacağımı bilmiyorum! için zehra fatma




