korku etiketine sahip tüm yazılar

Bazı filmlerin bazı sahneleri vardır ki anlattığı hikâye sizi pek ilgilendirmese de sizden olan bir şeyi hatırlatır ve ne kadar da izleseniz bıkmazsınız. Kadrajın saflığı da etkileyebilir sizi, bir bakış da, bir duruş da. Öyle olur ki kendi hayatınızla da ilişkilendirir, düşünmeye başlarsınız. Benim için senaryonun, yönetmenliğin ve genel anlamda sinemanın en ilgi çekici yönü bu olmuştur. Yazdığınız yazıdan farklı manalar çıkartılabilmesi kadar çekilen sahnelerden her insanın kendine göre fikirler edinmesi ve onu yaşaması bundandır. 2007 yılında hazırlanan “I Am Legend” her ne kadar klasik bir kıyamet alameti senaryosu olarak algılanabilir olsa da benim için yeri ayrı olan bir yapım. Farklı olmasını filmi aşıp başka düşüncelere yolculuk yapabilme imkanı sunması olarak düşünebiliriz. New York şehrinde yalnız kaldığınızı düşünün. Düşünmesi zor. [...]

Testere 873.319.880 dolar hasılatla dünya sinema tarihinin en başarılı korku serisi oldu. Bu devasa seri yedi uzun metraj filmden oluşuyor. Bu yedi filmden ilki 2004 senesinde vizyona girdi. Genç yönetmen James Wan’ın iki buçuk haftada 1,2 milyon dolar bütçeyle çektiği film, gişede 102 milyon doların üstünde hasılat yapınca serinin başlaması kaçınılmaz oldu. Hollywood altın yumurtlayan tavukları kesmez. Ne de olsa medeni insanlar! Buna rağmen tavuğumuz güçten düştüğü için seri, geçen sene Testere 7 filmiyle sona erdi. İlk Testere filminin senaryosunu James Wan ve Leigh Whannell beraber yazıyorlar. Aynı şekillde ilk filmden bir sene önce çekilen Testere kısa filminin senaryosu da James Wan ve Leigh Whannell’e ait. Testere kısa filminin çekim amacı oyuncuların ve stüdyoların ilgisini çekebilmekti ve böylelikle aynı konseptte [...]

Fantastik sinema, sınırları olmayan, sanatçı ruhun kendisini en özgür şekilde ortaya koyabildiği, izleyiciye yepyeni dünyaların kapılarını açarken hayranlık, şaşkınlık, heyecan duygularını da vaadeden sinema türüdür. Esasen “sinema” dediğimiz olgunun tam da olması gerektiği şeydir. “İzleme” fiilindeki amaç biraz da bulunduğun ortamdan kopup olabildiğince farklı vakit geçirmek, izlediğin şeyi hazırlayan kişinin hayal dünyasına teslim olmak değil midir? Bununla beraber fantastik sinema, geçmişten beri biraz dışlanmış ve yeterince kayda değer bulunmamıştır desek yalan olmaz. Elbette bunda türün kötü örneklerinin çizdiği olumsuz imajın payı oldukça büyüktür. Fantastik türe önyargılı yaklaşan sinema izleyicisini iki gruba ayırabiliriz; birinci grup iyi örneklerle elle tutulur oranda hemhal olmamışlar, ikinci grup ise fantastik bir filmde mantık arayanlar. İşte izleyici bu iki yanlıştan kurtulduğu anda sanmıyorum ki fantastik sinema [...]

Geçenki yazımda yeniden çekilen korku filmlerine -genel olarak- karşı olmadığımı yazmıştım. Yeni fikirler katılarak ve değişiklikler yapılarak eski filmlerin yeniden çekilmesinde bir maruz görmüyorum. Bu işte yanlış olan sırf para için namı olan filmleri alelacele özensiz şekilde yeniden çekmek. Ticari beklentiyle finanse edilen filmler ehil eller altında güzel filmlere dönüşebiliyor. Fakat bi o kadar da ticari beklentiyle yapılan filmler fos çıkıyor. ”The Hills Have Eyes” yeniden çekimi bana kalırsa bir başyapıt olmasına karşın ikinci bölümü tamamıyla adi bir yapım. Ticari motivasyonla yapılan devam filmlerinden biri ve netice de ortaya çıkan yapım zaman kayıbından başka birşey değil. Bu iki film hakkında daha önce sinemazingo’da yazılmıştı. Yeniden çekim furyası bazı eleştirmenler tarafından fikirlerinin tükenmesi olarak yorumlanıyor. Bana kalırsa böyle birşey demek mümkün [...]

”Frankenstein veya Modern Prometheus” 1910 yapımı ilk uyarlamasından 21 sene sonra tekrar beyaz perdeye uyarlanmıştır. İkinci uyarlma yapıldığında sinemaya ses geleli dört yıl olmuştu. James Whale’in yönettiği ikinci sinema uyarlaması gayet serbest bir uyarlama, yani Mary Shelley’in romanından yalnızca bazı motifler ve birkaç kişiyi almış. Whale’in filminde Frankenstein’ın canavarını Boris Karloff canlandırıyor. İllerki filmlerde Frankenstein’ın canavarı Karloff’un canlandırdığı gibi şekillenmiştir. Oysa romandaki canavar ile filmdeki canvar arasında büyük farklar vardır. 1910′dan bu yana Frankenstein ve canavarı yüzlerce kez sinemaya ve televizyona uyarlanmıştır. Bu uyarlamalar arasında benzerlikler ve farklılıklar var. Bunların sanatsal veya sinematografik sebebleri olabilir. İlk ”Frankenstein” filminde canavarın kimyasal karışımla oluşturulmasının kanımca sinematografik nedenleri vardır. J. Searl Dawley canavarı 2000′lerde kimyasal karışımla oluştursaydı kesinlikle sanatsal nedenleri olurdu. Sinema hızla [...]

Sayfa 1 / 212