not etiketine sahip tüm yazılar

“Su Hayattır…” Danny Boyle’un, yönetmenliğini yaptığı; gerçekte mühendis olan Aron Ralston’un hayat hikâyesinden uyarlanan dramatik bir film 127 Hours. Danny Boyle’u hatırlatmak gerekirse “Slumdag Millionaire” ve “Transpotting”in yankılarının ardından, şaşırtmayan bir İngiliz yönetmen. Doksan dakikalık zaman zarfında dar mekân ve tek karakter sınırlaması olmasına rağmen; hikâye kesintisiz yaşatılıyor. Seyirciye de, “çaresizliğin tanımı”nı yaptırıyor adeta. Genç bir dağcı olan Aron Ralston, hayatın keşmekeşliğinden kaçarak her anın tadını çıkarmak adına Utah kanyonu yakınlarında, düşerek kolunu kayaya sıkıştırır. Böylece beş günlük yaşam mücadelesi başlar. Her gün, 09:30 civarı sıkıştığı devasa kayalıklara vuran güneşle “yaşama inancı”nı depolar. Filmin başında açıklanmayan Aron’un karakteri bu kerteden sonra tamamlama sekansını oluşturur; iç hesaplaşmalar başlar. Mahsur kaldığı süre içinde yaşadıklarını gözden geçirmeye bir hayli zaman bulur. Ailesine haber [...]

The Tree 2010 Fransa-Avustralya ortak yapımı dram türünde film. Konusu nedir diye sorarsanız öylece kalakalırım. Çünkü konusu yok sayılır, aslında minicik bir konusu var ama onu söylersem bu sefer filmin tek spoilerını vermiş olurum. O yüzden fazla karıştırmayalım derim ben. Diyeceğim şu ki; The Tree sanatsal film kategorisinde incelense dahi sıfırın altında not alacak cinsten. Durağan filmleri sıkılmadan izleyebilen beni bile çileden çıkardı. Hani nefes almadan izlediğimiz filmler vardır, beynimizi, mimiklerimizi, duruşumuzu bile kontrol altına alır, The Tree’nin de böyle bir etkisi var ama negatif yönde. Evet nefes almıyorsunuz hatta boğuluyorsunuz. Öyle başına oturayım, izleyeyim kalkayım durumu da yok, aralara yeme içme molası filan şart. Özetle kaçın canınızı kurtarın, vaktinize yazıktır. Son olarak filmin artı yönlerinden bahsedelim; birincisi Avustralya da [...]

Televizyon denilen zamazingonun içerisinde türlü türlü kanallar mevcut. Bilim adamlarının araştırmasına göre -tamamen benim sallamam!- bir haftada gösterilen dizi sayısı 170′in üzerinde. O bilim adamları kimse gerçekten alınlarından öpmek istiyorum o ayrı konu. Ülkemde ilginç bir durum var aslında. Mesela hatırlıyorum brezilya dizilerinin revaçta olduğu dönemlerde annem ve çoğu kişinin annesi yalan rüzgarına kapılmıştı. Yani anlatılan hikâyeden midir bilinmez ama insanları kendine bağlayan bir diziler silsilesiydi o zamanki diziler. Aynı durum şimdi üzerinde yaşadığımız topraklarda mevcut gibi. Mesela yine araştırmışlar adamlar ki yurtdışına -özellikle ortadoğu- ihracatı tavan yapmış bir dizi sektörü var artık karşımızda. Satılan dizilerin konuları ise tahmin edilebilir. Ve bu sektör, yüzbinlerce insanın ekmek kapısıymış artık. Yani açıkçası eleştirirken bile tedirginim aslında. Yukarı, aşağı tükürme meselesi sonuçta. Bu [...]