Bir Taşra Papazının Güncesi (1951)
Kübra Nur Ayar yazdı. Avrupa Sineması, Etkileyici Filmler, Şiir Yazılamayan Filmler kategorisinde yayınlandı.
Bazen bir rüyadan uyanınca hatırlıyor olsak bile anlatmakta zorlanırız. Farzedelim ki kabus gördük. Ne gördüğünü anlat diyen birine korkunçtu, korkuyordum, bir olay/durum yoktu, sadece çok korktuğumu hatırlıyorum deriz. Aynı anlatılamazlık huzur, acı, mutluluk ve diğer hisler için de geçerli. Bizatihi yaşamış kadar olduğumuz için uyanınca duyduğumuz histen başka bir şey anlatamayız genelde. Bazı filmler de aynen bu rüyalar gibidir. Anlat deseler anlatamayız. Ama yoğun bir his hâkim olur bizde. Film bitmiştir ve hatırladığımız tek şey başrol oyuncusunun duyduğu yoğun acı, üzüntü, sevinç ya da hüzün olur. Bu izlediğim film bitince de aynı anlatılmazlığa düşüp aklımda kalan tek söz için “ızdırap” diyebilirim. Bresson’un bir sözü filminin bu yönlü gizemini açıklıyor: “Filmlerimi yaparken ne yapacağım üzerinde çok fazla düşünmem; sadece açıklamaya kalkmadan [...]
Nasıl arayacağımı bilmiyorum!
Kübra Nur Ayar yazdı. Avrupa Sineması, Bu Film Şiir Gibi Okunur, Bu Filme Şiir Yazılır kategorisinde yayınlandı.
Meetings With Remarkable Men, 1979 İngiliz Yapımı. Bir insanın hayatında neler olabilir? Seyahatler, yeni arkadaşlar, bilge insanlar, farklı deneyimler ve dahası. Birçoğumuz çöl nedir görmeden, gizli bir haritanın peşine düşüp olmadık hayallerin peşinden gitmeden öleceğiz. Neyi aradığını bilmeden aranırken bulmanın hazzına eremeyeceğiz, böyle bir derdimiz de olmayacak ihtimal. İşte bu film, ortalama bir insandan daha yoğun, daha farklı belki daha şanslı geçen hayatı anlatılıyor başkahramanın. Filmin başında ise bu dopdolu hayat öyküsü için şöyle deniliyor: “bu onun erken dönemlerinin hikayesidir” Dünya hayatının erken dönem olduğu hatırlatması, aklımıza ‘asıl dönem’i getiriyor ve filmin iskeleti oluşturuyor kendini. Kahramanımız, Gurdjieff. Film boyunca yol arkadaşları değişiyor, birçoğunun ismi dahi geçmiyor. En başında babası Gurdjieff’i papaz olması için okula götürecek iken dağda bir yarışmaya denk [...]
“Şiddet”in çocukluğuna inen film; Das Weisse Band
Zehra Şahin yazdı. Avrupa Sineması, Etkileyici Filmler, Tavsiye Filmler kategorisinde yayınlandı.
Das Weisse Band (The White Ribbon) 2009 Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya ortak yapımı , dram-gizem-psikoloji türünde bir Michael Haneke filmi. Türkiye’de Beyaz Bant adıyla gösterilen yapım, Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü ile beraber bir çok ödüle sahip. Das Weisse Band durağan ilerleyen, buna rağmen detaycı, izleyiciyi başından son sahnesine kadar uyanık tutan, üzmekle kızmak arasında gitgeller yaşatan, bittikten sonra kocaman bir kafa karışıklığıyla başbaşa bırakan, oldukça sıradışı, tarzına, duygusuna yakışır şekilde siyah-beyaz bir film. Yer yer gri, ama asla renkli değil. Hem gerçek hem mecazi anlamda. Film 1913 Almanya’sının protestan bir köyünde, I. Dünya Savaşı arefesinde geçiyor. Yönetmen izleyiciyi köydeki evlere tek tek konuk etmek suretiyle, yaşanan aile içi şiddet, baskı, çocukları birer köle haline getirme amaçlı kurulmuş otoritelere [...]
Sinemazingo Filozofo
Sinemazingo Yazarlar
Son Sinemazingolar
- Pred Dozhdot (1994)
- Rear Window (1954)
- Ateşin Düştüğü Yer (2012)
- Le gamin au vélo (2011)
- Dedemin İnsanları (2011)
Sinemazingo Yorumlar
- Nostalghia (1983) için beyazıt ve güvercin
- Nói albinói (2003) için Bekir Arslan
- Bir İnsanlık Anlatısı: Depuis Qu’otar Est Parti için tnhn
- Le gamin au vélo (2011) için tnhn
- Nasıl arayacağımı bilmiyorum! için zehra fatma




