Roma etiketine sahip tüm yazılar

La Strada, 1954 yılı yapımı Federico Fellini yapıtı. Siyah beyaz formatında olan film, ideal bir yolculuğu Zampano ve Gelsomina’nın öyküsünü ele alarak işliyor. Orson Welles, Fellini’nin çalışmalarını “bir kır çocuğunun büyük kent rüyaları” şeklinde nitelerken taşra ile metropol arasında sıkışıp kalan Fellini’yi o kadar da büyük bir sinema işçisi olarak görmüyordu. Fellini, filmlerinde genel olarak kendisinin anılarını, fantezilerinin yanında başkalarının anılarını da katmayı seven usta bir yönetmen. Fellini’nin La Strada’sı bu bağlamda biraz öznel ama genelinde bir bütün olarak duran bir yapıt. Zampano (Anthony Quinn) ve Gelsomina (Giulietta Masina) karakterleriyle taşra insanının metropol yüzleri karşısında direnişini, yaşam savaşını anlatır. La Strada (Sonsuz Sokaklar), derin ruh analizlerinden daha çok toplum panoraması çizmekte. İtalya’da sinema camiasında Yeni Gerçekçilik’in hüküm sürdüğü o yıllarda [...]

2.Dünya Savaşı sonrası İtalya, Faşizm’e ve sonuçlarına tanık olur. Var olan Faşizm yıkıldıktan sonra sinemayı da Faşist etkilerden aralandırarak doğallığın göz önünde olması ve kameraların sokağa taşınmasıyla “Yeni Gerçekçilik Akımı” başlamıştır. 1945 yılında Roberta Rosselli’nin Roma Citta Aperta (Roma Açık Şehir) “gerçekçi” filmlerin başında gelir. Luchino Visconti’nin Ossessine filmi ise hemen takibindedir. Yaklaşık on yıl kadar süren bu dönemde çoğunlukla amatör oyuncular tercih sebebidir. En yerinde örnek de Sica’nın yönetmenliğini yaptığı Ladri Di Biciclette (Bisiklet Hırsızları) filmidir. Oyuncuların tamamına yakını deneyimsiz oyuncular içinden seçilip sosyal sorunlara referans olmaları açısından takdire şayan bir oyunculuk sergilemişlerdir. Fakat biz Sica’yı gerçekçilik akımından çok melankolik ve komedi tarzı yapıtlarıyla biliriz, zira Sica 1950’lerin sonuna doğru gerçekçilik akımına sırt çevirip o günlerde dahi politik akımlara [...]

Üzerinde yaşadığımız bu gezegen, sınırlarını bilmediğimiz evrenin yalnızca çok küçük bir parçasıdır ve her gün kendi ekseni etrafında bir kez döner. Daha doğrusu onun kendi ekseni etrafındaki bir tam dönüşünü biz ‘gün’ olarak adlandırırız. Sonra günü saatlere ve dakikalara böleriz. Her ne kadar onu sabit birimlerle tanımlasak da, zamanın akışını her birimiz farklı algılarız. Dahası, değişik şartlar altında ve değişik duygu durumlarında olduğumuzda da farklı algılarız. Henry Van Dyke’ın ‘Zaman’  adlı şiirinde çok kısa ve öz olarak ifade ettiği gibi; Zaman, Beklerken çok yavaş, Korkarken çok hızlı, Kederliyken çok uzun, Sevinçliyken çok kısa… Boşnak yönetmen Ahmet İmamoviç’in 2002 yapımı kısa filmi 10 Minuta, zamanın izafiliğini çok güçlü ve çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Film, 1994 yılında geçiyor ve biri Roma, diğeri [...]