sigur ros etiketine sahip tüm yazılar

Uzun ovalar kovalıyor kuşları. Tersine bir dünya. Kuytulara saklanıyor bütün gelincikler. Ölüm, derinlerde. Enginliğe kanat çırpıyor bir güvercin, en uzakta. Gökyüzü kahverengi. Bir yer, zamanın inadına suskunluğunu bozmuyor. Fırtınalar öfkeleniyor, ölüm soğukluğun içinde bekliyor. Toprak karışıyor sessiz harflere. Yüzler yaşlanıyor, aynalar kristalleşiyor, yataklar kucaklıyor bedenleri. Yorgunluğun altında eziliyor çarşaflar, odunlar biraz nemli, ateşlerden su damlıyor. Su biraz daha ısınıyor bugün. Eksik bir krizantem başkalaşıyor, yabancılaşıyor suya, ateşe. Ay, pozisyonunun verdiği asaleti saadete dönüştürüyor. Bir adam vakti bekliyor. En derinlere inecek. Huzuru, tek başına değil. Yaptırımsız kalmıyor toprağa. Toprağın insanının elleri titrer. Ziller çok uzaktan çalıyor. Çocuksuz bir bahçe düşünün. İçindeki salıncaklar bile dengesiz duruyor, tahtırevanlar dengeleri alt üst ediyor. Bilinç giderek kapanıyor, kapanması gerekecek. Uzaklığın yakınında kesişiyor vücutlar. Ayrılık denilen [...]

2008 yılında yönetmen, tasarımcı ve fotoğrafçı Carlos Lascano tarafından hazırlanan bir kısa film; A Short Love Story. Bir kız çocuğunun okul sıralarındayken resim yaparken çıktığı hayal yolculuğunu hoş bir tarzda anlatıyor. Hayal, resimden çıkan iki güvercinin hareketiyle başlar ve adeta yaşamak istediği hayatı içinde barındıran bir seyahata çıkar. Filmi farklı kılan özellik stop motion tekniği ile hazırlanması. Müzik olarak dünyaca ünlü İzlandalı post-rock grubu Sigur Rós’un “Takk” (2005) albümündeki “Hoppípolla” parçası kullanılmış. Kısa filmin hazırlanmasıyla birlikte geçen iki yıl içerisinde internet üzerinde 690.000′i aşkın sitede yayınlanmış ve yaklaşık 6 milyon kişi tarafından izlenmiş. Stop motion tekniğinin mantığı itibariyle karakterler tahta, alüminyum folyo, kağıt, macun gibi gerçek maddelerle üretilmiş. El çizimleriyle oluşturulan bu karakterlerin bazı yerlerdeki video görüntüleri Sony HVR V1, fotoğrafları ise Nikon [...]

“Su Hayattır…” Danny Boyle’un, yönetmenliğini yaptığı; gerçekte mühendis olan Aron Ralston’un hayat hikâyesinden uyarlanan dramatik bir film 127 Hours. Danny Boyle’u hatırlatmak gerekirse “Slumdag Millionaire” ve “Transpotting”in yankılarının ardından, şaşırtmayan bir İngiliz yönetmen. Doksan dakikalık zaman zarfında dar mekân ve tek karakter sınırlaması olmasına rağmen; hikâye kesintisiz yaşatılıyor. Seyirciye de, “çaresizliğin tanımı”nı yaptırıyor adeta. Genç bir dağcı olan Aron Ralston, hayatın keşmekeşliğinden kaçarak her anın tadını çıkarmak adına Utah kanyonu yakınlarında, düşerek kolunu kayaya sıkıştırır. Böylece beş günlük yaşam mücadelesi başlar. Her gün, 09:30 civarı sıkıştığı devasa kayalıklara vuran güneşle “yaşama inancı”nı depolar. Filmin başında açıklanmayan Aron’un karakteri bu kerteden sonra tamamlama sekansını oluşturur; iç hesaplaşmalar başlar. Mahsur kaldığı süre içinde yaşadıklarını gözden geçirmeye bir hayli zaman bulur. Ailesine haber [...]