İnsanın kalbine nakşetmiş nağmeler vardır. Kelimelere benzer. Mübadele kelimesinin zihinlere yerleşmesi gibi “Gül Bahar” de nağmesi bazı insanlar için özeldir. İlginçtir, insan bazen geçmişinden öyle şeyler hatırlar ve neden hâlâ aklına geldiğini, düşündüğünü kendinde ne gibi izler bıraktığını anlamaya çalışır. Ama bilirki anlayamaz. Denk gelmiştir. O anı hatırladıkça gereksiz olduğunu düşündüğü şeyleri de hatırlar. Çokça kelime biriktirmediğimi farketmiştim yakın zamanda. Biriktirmiyor, çabucak harcamak için savruluyorum. Hatırladıklarım da kabaca garip olaylar. Hayatının gidişatını değiştiren neler var diye sorulsa buna cevabım kısa anlar olur. Kısa olması, etkisinin az olduğunu göstermez elbette ama bir taraftan da şükür vesilesi olarak kabul edebilirim bunu. Bosna Savaşı’nın yaşandığı dönemlerde çocukluğumu yaşamış olsam da bunun trajik bir olay olduğunu çok sonra anladım. Çünkü içinde değildim, yaşamadım. Kalbimdeki, [...]
Kafes Nedir Hiç Görmemişem!
Kübra Nur Ayar yazdı. Belgesel Tadında Filmler, Türk Sineması kategorisinde yayınlandı.
Yusuf ile Kenan, yetmişli yılların sonunda çekilmiş, köyden kente göçü konu alan bir film. İki kardeşin şehirdeki çırpınışları ve bu mücadele üzerinden birtakım şeyler anlatma çabası belgesel tadı veriyor filme. Açlık, evsizlik, kimsesizlik ne demektir lügatlerden öğrenemeyiz. Biraz tahmin etsek de büyük insanlara kondururuz hep, çocuklar el üstünde tutuluyor diye düşünmek isteriz. Ben ne zaman dinlesem, ilk acıklı hikâyeleri ilkokulda okuduğumuzdan olacak, masal gibi, efsane gibi gelir. Bizzat şahit olmadığım ve yaşamadığım için de bir sokak çocuğunun hikâyesi ile filmdeki bir sokak çocuğunun hikâyesi aynı duyguyu uyandırır: ‘acımak’. Televizyonda izliyorsak kanalı değiştiririz, gerçekte görmüşsek önlerinden geçip gideriz. Yahut filmde ise elimizden bir şey gelmez, gerçekte görmüşsek bir şeyler yapabiliriz. İşte bu farklılığa, bu farkındalığa aynel yakin deniliyor. Nitekim acımak ve [...]
Midnight In Paris; Havada nostalji kokusu var!
Kübra Cılız yazdı. Amerikan Sineması kategorisinde yayınlandı.
“Havada nostalji kokusu var!” Midnight In Paris için bu düşünceyi savunmanın pek de yanlış olacağı kanısında değilim. Anlatmak istediği her şehri kendi boyasıyla boyayan Woody Allen, bu kez de Paris tutkunu olan ve yazar olmaya çabalayan bir damat adayı üzerinden hikâyesini klişeden uzak görücüye çıkarıyor. Vakt-i zamanında Hemingway “Paris bir şenliktir” demiş; fakat bu filmde Paris, tek başına şenlik olmaktan da çıkıp dünü bugüne, bugünü de düne taşımış. Zamanda yolculuğa çıkaran Allen 1920’lilerin sanatının büyüsünde gezdiriyor. Bu gezintide beğenmediği kalıpları yanlış gören göze parmak şeklinde kendi çağını beğenmeyerek geçmişe özlem duyma duygusunu da taşlıyor. Şöyle ki; Paris’e tatile giden Amerikalı bir çift ile karşılaşıyoruz. Peşi sıra kız tarafının anne ve babasını tanıyoruz, lüks müptelalığıyla her konuşmasına şahit oluyoruz, “ucuz ucuzdur” [...]
Sinemazingo Filozofo
Sinemazingo Yazarlar
Son Sinemazingolar
- Pred Dozhdot (1994)
- Rear Window (1954)
- Ateşin Düştüğü Yer (2012)
- Le gamin au vélo (2011)
- Dedemin İnsanları (2011)
Sinemazingo Yorumlar
- Nostalghia (1983) için beyazıt ve güvercin
- Nói albinói (2003) için Bekir Arslan
- Bir İnsanlık Anlatısı: Depuis Qu’otar Est Parti için tnhn
- Le gamin au vélo (2011) için tnhn
- Nasıl arayacağımı bilmiyorum! için zehra fatma




