tasavvuf etiketine sahip tüm yazılar

“Tanrı, iradesini egemen kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için Tanrı’yı kullanır.” Giordano Bruno Yeryüzünde hep sürgündük biz. Aşklarımız da oldu; acılarımız da. Hiçbir vatan, vatan olmadı bize. Çünkü Hz. Adem’den beri, kovulduğumuz yeri arıyor, kovulduğumuz yere döndürülmenin hasretini çekiyoruz. Mevlana’nın ney kamışı metaforu gibi, koparıldığımız sazlığa gitmenin özlemiyle yanıp tutuşuyoruz. Dışarıya adımımızı attığımız an ötelere gideceğimizi, hızlı adımlarla yol alıp ilerleyeceğimizi sanıyoruz ama akşam döndüğümüz yer yine evimiz oluyor. Dönüp dolaşıp aynı çilehaneye geliyoruz. Koşu bandında koşan bir adam gibi, koşuyoruz ama ilerleyen sadece zannımız. Bagno Vignoni’nin delisi Domenico da böyle yapardı. Hurdaya çıkmış bisikletinin üstünde pedal çevirir dururdu saatlerce, hiç ilerlemezdi. Çünkü bilirdi Domenico, uğraş boşa. Hem uğraşmaya değer miydi [...]

Bir rüyanın ortasında Sadık’ın rüya sineması üstüne yazdıklarını yeniden yeniden okuyorum. Sanırım rüya sinemasının -eğer böyle deyim yerindeyse- yolları, aşktan, çileden, hizmetten, zühdden, hülasa manevi arınmadan geçiyor. Rüya sinemasına, belki, arınmanın sineması da denilebilir. Ayşe Şasa – Düş, Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar’ın 1997 yılında basılan rüya sinemasına dair denemelerinin toplandığı bir kitap. İz Yayıncılık’tan çıkan bu kitabın şuan piyasada baskısını bulmak zor. Ancak ikinci el kitapçılarda rastlanabilecek türden. Kitapta Yalsızuçanlar ile birlikte Ayşe Şasa ve İhsan Kabil’in de yazıları bulunuyor. Kitap, aynı zamanda “Yeşilçam Günlüğü” kitabının da yazarı olan Ayşe Şasa’nın başlangıç yazısı ile başlıyor. Şasa’nın bu ilk yazıda ön plana çıkarmak istediği şey, Yalsızuçanlar’ın rüya sinemasına dair fikirleri. Denemelerin ufuk açıcı, heyecan verici fikirlere sahip olduğunu şu şekilde anlatıyor: [...]

Kars’ı Gezici Festival için gittiğimde ‘keşfettim’. Daha önce de gördüğüm bir şehirdi fakat o zaman hayal kurma imkânını bulamamıştım. Benim için ‘sinematografik’, ‘hayal kurma imkânı veren’ demek. Kars bu anlamda sadece coğrafyası ve mimarisiyle değil, insani yaşam ritmiyle de bir hayal yeri. Beni ilgilendiren Kars’ın doğululuğu değil de yüksekliği. Kars hem coğrafi hem de manevi anlamda yüksek bir yer. Zaman anlamında da yüksek, sanki o yükseğe asılmış, bütün zamanlara tepeden bakıyor gibi. İnsan kendini orada ‘yüksek’, yani özgür hissediyor. Kars kolay kolay belli bir zamana ait olduğu söylenecek yer değil. Filmlerimde hep ‘geniş zaman’ kullanmaya çalıştığım için, Kars bu zamanlar ötesi zenginliğiyle beni çok çekti. Zaten unutamadığım tatlı melankolisi de buradan geliyor. Beni en çok etkileyen Atatürk heykelinin bulunduğu meydan. [...]

Meetings With Remarkable Men, 1979 İngiliz Yapımı. Bir insanın hayatında neler olabilir? Seyahatler, yeni arkadaşlar, bilge insanlar, farklı deneyimler ve dahası. Birçoğumuz çöl nedir görmeden, gizli bir haritanın peşine düşüp olmadık hayallerin peşinden gitmeden öleceğiz. Neyi aradığını bilmeden aranırken bulmanın hazzına eremeyeceğiz, böyle bir derdimiz de olmayacak ihtimal. İşte bu film, ortalama bir insandan daha yoğun, daha farklı belki daha şanslı geçen hayatı anlatılıyor başkahramanın. Filmin başında ise bu dopdolu hayat öyküsü için şöyle deniliyor: “bu onun erken dönemlerinin hikayesidir” Dünya hayatının erken dönem olduğu hatırlatması, aklımıza ‘asıl dönem’i getiriyor ve filmin iskeleti oluşturuyor kendini. Kahramanımız, Gurdjieff. Film boyunca yol arkadaşları değişiyor, birçoğunun ismi dahi geçmiyor. En başında babası Gurdjieff’i papaz olması için okula götürecek iken dağda bir yarışmaya denk [...]

Bazen bir şiirden tek bir satırı alıp bir yere yazarız. Şiir içinde satırın yeri fazla etkileyici, vurucudur ama o satırı tek başına okuyunca aynı anlamı vermez. Satır tek başına değil, şiirde iken güzeldir. Ayetler de böyledir esasen. Nüzul sebebini öğrenmeden, bir önceki ve sonraki ayeti bilmeden yorumlamak doğru olmayabilir. Bir adım daha ileri gidip, her biri bir ayet olan insanların da aynı şekilde olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar ve hayatları… Biz o yaşam öyküsünün bir kısmını sinemada izler ya da kitapta okuruz. Belki bunlar da yetmez, ne anladığımızı anlatmaya çalışırız. Ben bu çabayı tek bir satıra bakarak şiiri anlamaya çalışanlara benzetiyorum. Bu filmdeki Meral ile Halil’i bir buçuk saatlik sinemada sayılı sahneleri izleyerek anlayamayız zannımca. Meral ile Halil’in anlatısı bir şiir ise [...]

Sayfa 1 / 212