varoluşçuluk etiketine sahip tüm yazılar

Friedrich Nietzsche, 3 ocak 1889′da Torino’da, Via Carlo Alberto’daki 6 numaralı kapıdan sokağa adımını atar. Belki yürüyüş yapmak, belki de postaneden mektuplarını almaktır amacı. Kendisine uzak olmayan ya da fazlasıyla uzakta kalan bir fayton sürücüsü inatçı atına söz dinletemiyordur. Faytoncunun tüm baskılarına rağmen, hareket etmeyi reddediyordur at. Sonra, ismi muhtemelen Giuseppe Carlo Ettore olan faytoncunun sabrı taşar ve kırbacını eline alır. Nietzsche, kalabalığın yanına gelir ve o ana dek öfkeyle köpüren sürücünün acımasız sahnesini sona erdirir. Sağlam yapılı ve gür bıyıklı Nietzsche, birden faytona atlar ve kollarını atın boynuna dolayıp hıçkırarak ağlamaya başlar. Olaya şahit olan diğerleri, Nietzsche’yi evine bırakır. İki gün boyunca bir divanda hareketsiz ve sessizce dinlenir Nietzsche. Ta ki son sözlerini mırıldanıncaya dek: “mutter, ich bin dumm!” (anne, ne aptalım!) ve yaşamının [...]

Fanny och Alexander, 1982 yılı yapımı Ingmar Bergman’ın son ve renkli filmi, bir aile destanı. Yüzyılın başında Uppsala’da soylu bir ailenin yaşadıkları Fanny och Alexander’ın gözünden aktarılıyor ve anlatı bu çerçevede şekillendiriliyor. Filmin dili, İsveççe. Fanny och Alexander (Fanny and Alexander – Fanny ve Alexander) biçim ve kök olarak Bergman’ın dönüş filmlerinden biridir. Bu yapımdan sonra sinemacılığa veda eden Bergman’ın bu filmindeki canlılık, neşe, dramın öncüsünü biz 1975 yılı yapımı Trollflöjten (Sihirli Flüt)’de görürüz. Sinema dilinin Bergman’da bir keyifsel işleve döndüğü nettir. Keder ve kasvetli üçlemesi diye adlandırdığımız, hepsi siyah beyaz olan Sasom i en spegel (Aynanın İçinden, 1961), Nattvardsgasterna (Kış Işığı, 1963) ve Tystnaden (Sessizlik, 1963) yapımlarından farklı olarak Fanny och Alexander’daki seyrin az varoluşsal çok (yeni) gerçekçilik – [...]

Waking Life, 2001 yapımı bir animasyon filmi. Yönetmen ve senarist Richard Linklater, Waking Life filminde, baş kahramanını bitmek bilmeyen bir rüyanın içine atıyor. İsmi geçmeyen baş ve tek kahramanımız rüya içersinde rüyalar görüyor. Rüyalarında onlarca insanla tanışıyor. Bütün film boyunca kahramanımızın neden bu rüyanın içinde olduğunu öğrenemiyoruz. Kahramanımızın rüyasında gördüğü kişiler varoluşculuk, evrim, reenkarnasyon, özgür irade ve algı gibi konular üzerine tartışıyor. Richard Linklater “bir sanatın kemale ermesi fikirlerin ona katılması ile olur” düsturunun gazına gelip de mi böyle fikir yığını bir eser ortaya koydu bilinmez. Bilinen, Linklater’in “Waking Life” filmiyle deneysel bir yapım ortaya koymuş olması. Filmin akışı esnasında kahramanımız bir rüyanın içinde olduğunu anlıyor ve rüyasındaki kişilerle lüsid rüya hakkında tartışmaya başlıyor. Bu konuşmalarda rüya ve gerçek üzerine [...]

“Başlangıçta söz vardı…” Tarkovsky’nin varoluşsal yapıtı Offret. Nam-ı diğer “Kurban”. 1986 yılı yapımı olan Offret’in dili İsveççe, İngilizce ve Fransızca olup görüntü yönetmenliğini Ingmar Bergman’ın 1963 yılı yapımı olan Tystnaden’inde de görev alan Sven Nykvist yapmıştır. İsveç’in uçsuz bucaksız doğasında çekilen Offret, yönetmen Andrei Tarkovsky’nin oğlu Andriosha’ya ithaf edilmiştir. Filmin süresiyse 149 dakika. Leonardo da Vinci’nin Üç Kralın Tapınışı resmiyle başlayan dram, İsveç’in huzur veren ve bir o kadar da içinde sıkıntıyı barındıran coğrafyasında gelişiyor.  Tarkovsky’nin felsefi tabanda daha çok egzistansiyalist bir bakış açısıyla diyebileceğimiz unsurları ve imgelemeleriyle betimlediği Offret’in kendi dili var. Alexander’ı oynayan Erland Josephson’un oyunculuğu takdire şayan. Kendi varoluşunda kaybolan, monologlarıyla tanrı arayışını sorgulayan, kelimelerini bize aslı geri vermeyen güçlü ve bir o kadar da acizliği içinde [...]

Türkçe’ye şüphe olarak tercüme edilen Arapça kökenli “şekk” kelimesi şeksiz-şüphesiz düşünebilen varlıklara özgü bir eylem. Şüphe “daha çok seçememeden dolayı karıştırma”ya denir. Karıştıracak şeyin dahi varlığının nereden geldiği tartışmaları ise daha başka bir bahis. Ortadaki karıştırılacak (şüphe edilecek) şey yahut o şüphe eylemini gerçekleştirecek şey (akıl, his, düşünce v.s.) de varlığın konusu olabilir. Bunu bir wordpress bloggerının, wordpress blogundaki bir yazısında, wordpresten şüphe etmesine benzetebiliriz. Yahu deriz, bir kullanıcı adı aldın diye wordpressle derdin niye. Ama kullanıcı der ki, wordpressde ne absürd bir şeymiş, ben kullanıcı adımı ezelden beri benim olan e-posta adresimle aldım. Sonra biz yine deriz ki, e-posta adresin sadece sebep, sadet wordpress. Velhasılı kelam, insan seçmek zorundadır, hürriyete mahkûmiyetinin gereği .(1) Seçme yetkisinin sınırı üzerine düşünen insan [...]