yitiriliş etiketine sahip tüm yazılar

L’Homme de Londres – Georges Simenon. Vapur bacalarından tüten duman misali gökyüzüne doğru kıvrılışı vardır insanın. Bu olurken nesnelerin mükemmelliğine inanır, dünyayı kucakladığını sanır ve de aldanır. Durum bu şekilde cereyan etmeye devam ederken, insanın başında birikenler onun omuzlarına daha da çetin gelir ve ıssız bir tünelde tek başına kalır. Gece bütün zarafetini insanlığa gösterirken o kendi cümlelerini kurar. Bir istila gibi, varoluşun ve de var olmanın getirdiği yükümlülüğü kendine alır. Bozgunluk dışarıda, içerideyse kılıç. Akın edip, dağıtıyorlar, yabancılaşma ünlemler yerleştiriyor. Yabancı geliyor, yabancı uyumu bozar. Yeryüzündeki ilk cinayetten bu yana insanlığın aldığı yolda egonun tramplenleri var. Her yerde zıplıyorlar, kimi zaman çıkan seslere eşlik etmemizi istiyorlar. Suskunluk bazen kötünün bir işareti olabilir. Susmak, gizle(n)mek içindir. Giz, gizem. Gizleniyorlar, gizleniyoruz. [...]

Toprağı işlemesek bile, toprağa dair bir mihenk noktamız her zaman olacaktır. Faaliyetlerimizde, deneyimlerimizde, hayatta kalmak için dahi, toprağı her zaman hesaba katmak zorundayız. Geçmişte insan, toprakla doğrudan ilişki içinde olduğunda, toprak ve ürünleri için çok büyük fedakarlıklar yapsa bile, direkt ilişki insana kolaylık ve güven sağlıyordu. Kolaylık ve güven diyorum; çünkü toprakla ilişki sadık  bir ilişkidir. Toprak, üzerinde çalışan insana hiçbir zaman ihanet etmez. Günümüzde ise bu gerçekliğin, bu sadakatin anlatımlarını bulamıyoruz. Bu, toprağa geri dönmeliyiz demek değil, fakat şu anki üretim araçlarımızda bu değeri (dürüst ilişki ve üretim şeklini)  geri kazanmalıyız demektir. (*) Ermanno Olmi 1978 yılı yapımı Ermanno Olmi’nin destanı L’Albero degli zoccoli. 1978 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kucaklayan film, yönetmen Olmi’nin taşraya bakış açısını gerçekçi ve bir o [...]