yol etiketine sahip tüm yazılar

Türkçe adı “Bisikletli Çocuk” olan Le Gamin Au Vélo, Belçikalı Jean-pierre ve Luc Dardenne kardeşlerin 2011 yılında çektiği, Belçika/Fransa ortak yapımı bir film. Aynı yıl içinde Türkiye’de Film Ekimi‘nde gösterilen Le Gamin Au Vélo, Cannes jüri özel ödülünü “Bir Zamanlar Anadolu’da” ile paylaşmıştı. Film konusu itibariyle oldukça hayatın içinden. Babası tarafından istenmeyen ve yetimhaneye bırakılan Cyril, bu durumu bir türlü kabullenemez ve eline geçen her fırsatta yetimhaneden kaçıp babasını bulmaya çalışır. Bu aşamada çok sevdiği bisikletinin de babası tarafından para için satıldığını öğrendiyse de bu onun babasını arama mücadelesinden vazgeçirmez. Yalnızlık-ümit-başarısızlık üçgeninde sıkışıp kaldığı sırada kuaförlük yapan Samantha ile yolları kesişir. Samantha, Cyril’in bisikletini yeniden onun için satın alır ve hafta sonlarını beraber geçirmek üzere onun koruyucu anneliğini üstlenir. Elinden [...]

- Dinle, senden bir mezar kazmanı istiyorum. Biraz doğuya gitmelisin. Hayır, hayır, hayır. Doğuya dedim. – Beni görüyor musun? – Elbette. Şu anda seni izliyorum. – O zaman buraya gelip neden yeri göstermiyorsun? – Şu an çok uzaktayım. Dürbünle bakıyorum. Şimdi doğudaki mezarlığın oraya git ahbap. – Neresi doğu? – Yönleri bilmiyor musun, evlat? – Bana sıcaksın ya da soğuksun der misin? – Tamam, şu anda donuyorsun… Sıcaklaşmaya başladın… Hayır, hayır şu an sıfırın altındasın! Yeniden ısınmaya başladın… Hayır, hayır! Ne kadar beceriksizsin, oraya geliyorum. Özgürlük biriktirir insan. En uzaklar için. Oradaki muhteşemliğin hayalini kurar ve orayla mutlu olur. Zira bir yanı daimi eksiktir insanın. Orayla tamamlamak ister zihnini, rüyalarını. Özgürlüğe kaçmak, bir soğuk atlastan ötedir. Bir adımdır, miladın mührüdür bu. [...]

Uzun ovalar kovalıyor kuşları. Tersine bir dünya. Kuytulara saklanıyor bütün gelincikler. Ölüm, derinlerde. Enginliğe kanat çırpıyor bir güvercin, en uzakta. Gökyüzü kahverengi. Bir yer, zamanın inadına suskunluğunu bozmuyor. Fırtınalar öfkeleniyor, ölüm soğukluğun içinde bekliyor. Toprak karışıyor sessiz harflere. Yüzler yaşlanıyor, aynalar kristalleşiyor, yataklar kucaklıyor bedenleri. Yorgunluğun altında eziliyor çarşaflar, odunlar biraz nemli, ateşlerden su damlıyor. Su biraz daha ısınıyor bugün. Eksik bir krizantem başkalaşıyor, yabancılaşıyor suya, ateşe. Ay, pozisyonunun verdiği asaleti saadete dönüştürüyor. Bir adam vakti bekliyor. En derinlere inecek. Huzuru, tek başına değil. Yaptırımsız kalmıyor toprağa. Toprağın insanının elleri titrer. Ziller çok uzaktan çalıyor. Çocuksuz bir bahçe düşünün. İçindeki salıncaklar bile dengesiz duruyor, tahtırevanlar dengeleri alt üst ediyor. Bilinç giderek kapanıyor, kapanması gerekecek. Uzaklığın yakınında kesişiyor vücutlar. Ayrılık denilen [...]

Bir rüyanın ortasında Sadık’ın rüya sineması üstüne yazdıklarını yeniden yeniden okuyorum. Sanırım rüya sinemasının -eğer böyle deyim yerindeyse- yolları, aşktan, çileden, hizmetten, zühdden, hülasa manevi arınmadan geçiyor. Rüya sinemasına, belki, arınmanın sineması da denilebilir. Ayşe Şasa – Düş, Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar’ın 1997 yılında basılan rüya sinemasına dair denemelerinin toplandığı bir kitap. İz Yayıncılık’tan çıkan bu kitabın şuan piyasada baskısını bulmak zor. Ancak ikinci el kitapçılarda rastlanabilecek türden. Kitapta Yalsızuçanlar ile birlikte Ayşe Şasa ve İhsan Kabil’in de yazıları bulunuyor. Kitap, aynı zamanda “Yeşilçam Günlüğü” kitabının da yazarı olan Ayşe Şasa’nın başlangıç yazısı ile başlıyor. Şasa’nın bu ilk yazıda ön plana çıkarmak istediği şey, Yalsızuçanlar’ın rüya sinemasına dair fikirleri. Denemelerin ufuk açıcı, heyecan verici fikirlere sahip olduğunu şu şekilde anlatıyor: [...]

Davandeh, Amir Naderi’nin 1985 yılı yapımı filmi. Naderi’nin Amiro’nun yaşantısına odaklı bu öykülemesiyle İran’dan dünyaya açılan bir kapı görüyoruz. Filmin, çocuklardan hareketle, potansiyel eylem diyebileceğimiz kavramın altını çizdiği gerçeğini, küçük umutların giderek nasıl da büyüdüğünü anlatıyor. Doğallığın ön planda olduğu, gösterişin yer almadığı, tozlu yaşantıların sıkıntılı ve azimli öyküsü, güzellemesi Davandeh. Amiro’nun denizden şişe toplayarak hayata tutunuşunun mührü, kaldığı metruk geminin bir odasında topladığı dergilerle kendi dünyası var Davandeh’de. Amiro’ya göre yaşadığı bu hayat, istenilmeyen bir hayat. Kendisi sürekli kaçmak, uçakla uzaklara gitmek, bu hayatın kalıntılarını yok etmek istiyor. Güçlü bir çocuk Amiro. Kalbi oldukça büyük. Naderi, çocuğun gözünden insanın fıtratını tasvirliyor bir bakıma. Türkçe transkripsiyonuyla Devênde’nin sürekli seyahat hâlinde olan, gezen, koşuşturan, dolaşan anlamı var. Ne yeri var ne [...]

Sayfa 1 / 212