yüzler etiketine sahip tüm yazılar

Kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde uçuyorlar, İnsanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor. Meša Selimović Sinekler ısırıyor, hava sıcak. Yağmurun habercisi, hararetin en yoğun olduğu dakikalardır. Sabahın habercisinin gecenin en karanlık anının sabaha en yakın olan zifiri karanlığı olduğu gibi. İnsanlar bu yüzden sessiz. Hararete rağmen. Medeniyetin tam ortasında kurulmuş sirki izler gibi. Yugoslavya’nın bozkırı andıran yeşil tepelerini izlediler. Bosna’yı, Makedonya’yı, Arnavutluk’u izler gibi. İnsan kimi zaman çember içinde kalır. Çıkamaz, çünkü çember asla yuvarlak değildir. İki nokta arası daima bir köşe oluşturduğundan dolayı insan asla çember çizemez. Teknik imkanlarla bilgisayar programları ile de çizilemediği gibi. Çemberin başladığı nokta bittiği nokta ile aynıymış gibi gözükse de arasındaki uzaklık kadar fark vardır. Zaman asla ölmez. Bir nehirde aynı suyun daha sonra hiç akmayacağı gibi. Çemberin [...]

Yusuf ile Kenan, yetmişli yılların sonunda çekilmiş, köyden kente göçü konu alan bir film. İki kardeşin şehirdeki çırpınışları ve bu mücadele üzerinden birtakım şeyler anlatma çabası belgesel tadı veriyor filme. Açlık, evsizlik, kimsesizlik ne demektir lügatlerden öğrenemeyiz. Biraz tahmin etsek de büyük insanlara kondururuz hep, çocuklar el üstünde tutuluyor diye düşünmek isteriz. Ben ne zaman dinlesem, ilk acıklı hikâyeleri ilkokulda okuduğumuzdan olacak, masal gibi, efsane gibi gelir. Bizzat şahit olmadığım ve yaşamadığım için de bir sokak çocuğunun hikâyesi ile filmdeki bir sokak çocuğunun hikâyesi aynı duyguyu uyandırır: ‘acımak’. Televizyonda izliyorsak kanalı değiştiririz, gerçekte görmüşsek önlerinden geçip gideriz. Yahut filmde ise elimizden bir şey gelmez, gerçekte görmüşsek bir şeyler yapabiliriz. İşte bu farklılığa, bu farkındalığa aynel yakin deniliyor. Nitekim acımak ve [...]