zihin etiketine sahip tüm yazılar

Öldürmeye, yaşatmaya, ölmeye ve yaşamaya dair… Öldürmeye… Zihin yapısının çokça karışık olduğunu iplik yumağına benzeten ve onunla açıklayan bir dostum, öfke anında insanın birçok duygusunun kilitlendiğini, analiz yeteneğini kaybetmesinin saniyeler sürdüğünü ve ancak sakinlik, sukunet ile anlık öfkenin biterilebileceğinden bahsetmişti. İplik gibi karışıkken, bir ucundan tutulduğunda kısa zorluk sonunda kolayca çözülen. Peki ya uzun süreli öfke? Tûfi bundan şöyle bir ders çıkarmış: Kime bir başkasından hoşuna gitmeyen bir şey gelecek olursa, hemen hatırlasa ki eğer Allah dileseydi bu olmazdı, öfkesi dağılır. Çünkü, böyle düşündüğü halde öfkesinin devamı onun, Allah’a öfkelendiğini ifade eder. Bu ise, ubudiyete aykırıdır. Sadece anlık öfke ile başa çıkabilmenin çözümü gibi görünen bu durum öfke ile yoğrulan bir kalbin de ilacı olmaya namzettir. Zihin başta olmak üzere [...]

İnsanın kalbine nakşetmiş nağmeler vardır. Kelimelere benzer. Mübadele kelimesinin zihinlere yerleşmesi gibi “Gül Bahar” de nağmesi bazı insanlar için özeldir. İlginçtir, insan bazen geçmişinden öyle şeyler hatırlar ve neden hâlâ aklına geldiğini, düşündüğünü kendinde ne gibi izler bıraktığını anlamaya çalışır. Ama bilirki anlayamaz. Denk gelmiştir. O anı hatırladıkça gereksiz olduğunu düşündüğü şeyleri de hatırlar. Çokça kelime biriktirmediğimi farketmiştim yakın zamanda. Biriktirmiyor, çabucak harcamak için savruluyorum. Hatırladıklarım da kabaca garip olaylar. Hayatının gidişatını değiştiren neler var diye sorulsa buna cevabım kısa anlar olur. Kısa olması, etkisinin az olduğunu göstermez elbette ama bir taraftan da şükür vesilesi olarak kabul edebilirim bunu. Bosna Savaşı’nın yaşandığı dönemlerde çocukluğumu yaşamış olsam da bunun trajik bir olay olduğunu çok sonra anladım. Çünkü içinde değildim, yaşamadım. Kalbimdeki, [...]

Anlatıldığına göre valinin biri dervişin olduğu odaya girince dervişin ayağa kalkmamasına sinirlenir ve aralarında şu konuşma geçer: – Neden ayağa kalkmadın? Benim kim olduğumu bilmiyor musun? – Hayır bilmiyorum. – Valiyim ben! – Peki sonra ne olacaksın? – Sonra belki vekil filan olurum. – Ondan sonra? – Başbakan, belki cumhurbaşkanı. – Ya ondan sonra? – Eh daha ne olsun, hiiç. – İşte ben o hiçim efendim, o yüzden ayağa kalkmadım. Bir üst makam, biraz daha maaş, daha fazla saygı derken söz gelip, hiç’e dayanıyor. Mesnevi’de yalnız söz ile ifade edilen bu menkıbe “İstihdam” (El Empleo) kısa filminde konuşma olmaksızın, görüntü ile işlenmiş. Altı dakikalık kısa filmde bir adamın uyanıp işyerine gitmesi anlatılıyor yalnızca. Çizgi-filmdeki eşyaları konuşmayan, hayati bir fonksiyonu olmayan insan [...]

İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar. (Hadis-i Şerif) – Fikir dirençlidir ve çabuk yayılır. Fikir beyne bir kez yerleşti mi yerinden sökmek imkânsızdır. İyice şekillenmiş ve kavranmış bir fikir bir yere saplanıp kalır. (Cobb) Inception, iki ayrı hakikati tek bir hikâyede anlatabilmeyi denemesi açısından önemli bir film. Kurgu itibariyle yapısının anlaşılması çetrefilli hâle gelse de asıl olarak basit bir o kadar da zor. Bunu sadece bir macera, bilim-kurgu filmi olarak düşünmekten de uzak durumdayım. Ve uzun zamandır bu vesile ile bazı konularda okumalar yapmam benim nazarımda bu filmi daha değerli hâle getiriyor. Temel manada iki hikâyeden ibaret olduğunu söylemiştim. Bunları kısaca “rüya, gerçeklik” ve “zihne fikrin yerleşmesi” başlıkları altında değerlendirebiliriz. Bedîüzzaman, Lemeât isimli eserinde dimağı (beyin, bilinç, şuur, akıl) anlatırken ilginç bir terkip kullanır: [...]

Bir rüyanın ortasında Sadık’ın rüya sineması üstüne yazdıklarını yeniden yeniden okuyorum. Sanırım rüya sinemasının -eğer böyle deyim yerindeyse- yolları, aşktan, çileden, hizmetten, zühdden, hülasa manevi arınmadan geçiyor. Rüya sinemasına, belki, arınmanın sineması da denilebilir. Ayşe Şasa – Düş, Gerçeklik ve Sinema, Sadık Yalsızuçanlar’ın 1997 yılında basılan rüya sinemasına dair denemelerinin toplandığı bir kitap. İz Yayıncılık’tan çıkan bu kitabın şuan piyasada baskısını bulmak zor. Ancak ikinci el kitapçılarda rastlanabilecek türden. Kitapta Yalsızuçanlar ile birlikte Ayşe Şasa ve İhsan Kabil’in de yazıları bulunuyor. Kitap, aynı zamanda “Yeşilçam Günlüğü” kitabının da yazarı olan Ayşe Şasa’nın başlangıç yazısı ile başlıyor. Şasa’nın bu ilk yazıda ön plana çıkarmak istediği şey, Yalsızuçanlar’ın rüya sinemasına dair fikirleri. Denemelerin ufuk açıcı, heyecan verici fikirlere sahip olduğunu şu şekilde anlatıyor: [...]

Sayfa 1 / 3123