Amerikan Sineması kategorisi altında yayınlanmış tüm yazılar

‘Siz’siz kader olmayacağı gibi, kader’siz’ eylem de olmaz. Hollywood’un ‘kader’ anlayışını size çarpık anlatmak istemesi kime ne kazandırıyor olabilir? Asi vatandaşı hiçbir yönetim istemez. Ancak punk, rock nd rollo emo kornişon turşuya asi gençliğin ‘asi’liği hükümetlere zararı olmadığı gibi istenilen bir durumdur. Bunun içindir ki, bir Hollywood sahnesinde geçen: -“Artık şunu anladım ki, herşeyi kader belirlemez, bazen de biz belirleriz.” sözlerindeki kaderin gerçekte ne olduğunu anlatma gibi bir derdi olmayanların, kader anlayışını çarpıtırken ki isyana sürükleme eylemi, devletler için pembe takım elbiseli asiyi temsil eder. Bunlar enaniyet (egoizm)i benimsemiş bir yaşam tarzının uzantılarıdır. Söylenilenin yanlış olması kimin umrunda, büyük adamlar(!) için tehlike arzetmeyen bir durum bu. Burada öfke ve nefret var, büyük adamların yönetebileceği harika bir silah. Ancak rahatsız olunan durum sahneye [...]

Teknolojinin hızlı gelişmesi, sinema endüstrisini doğrudan etkiler. Filmler ne kadar klişe olsa da bir kaç efektle işler değişir. “Shutter Island” klişedir demiyorum ama teknolojinin nimetlerinden yararlanmamak olmazdı bu filmde. Klasik bir gerilim filmi hissi veren aslında görüntü yönetmeninin mahareti ve müziklerinin filmle uyumlu olması. Gerilim filmi değil ama insanı germiyor değil. Hikaye kısa ve bir tımarhane adasında geçiyor. Tımarhaneden gelen kaçak ihbarı ile görevlendirilen iki dedektifin maceralarını anlatır görünürde. Tımarhanenin bir adada olması ve mevsimlerden sonbahar olması (yağmura mahsuben) filmin gerilimsiliğini artırıyor. Sonunu az çok tahmin edebildiğiniz ama aslında sonunun sizin tahmin ettiğiniz sondan çok ayrı, değişik olduğu ve insanın alışılagelmiş yorumlarının tepetaklak olduğu bir film diyelim biz. Aslında bu tür psikolojik filmler hoşuma gitmiyor değil. Nedendir bilinmez ama izlerken [...]

Sekiz sezondur devam eden bir dizi “24″. 2006 yılında En İyi Drama Dizisi dalında kazandığı Emmy de dahil olmak üzere toplamda 68 Emmy ödülüne aday gösterilmiş. Jack Bauer’ı canlandıran Kiefer Sutherland yedi yıl içinde yedi Emmy’ye aday gösterilmiş, bir de En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazanmış. Yedinci Gün’de diziye katılan Cherry Jones ise 2009 yılında Başkan Allison Taylor rolü için Emmy’ye layık görülmüş. Bu kadar uzun süreli olmasının sebebi kurgusu ve olayların hızlı gelişmesi. Bir sezon 24 bölüm ve her sezon bir günü anlatıyor. Film sektörünün yanında dizi sektöründe de açık ara önde olan Amerika işi kılıfına uydurmasını iyi bilir. Benim de takip ettiğim bir dizi fakat bazı bölümleri insanın canını sıkmıyor değil. Kurgu farklı ama hikâye klasik. İyi adamlar [...]

Hollywood denince akla askeri operasyonların filmleştirilmesi gelir. Özellikle savaş dönemlerinde çekilen filmler büyük bir kitleyi etkilemeye çalışır. Vietnam savaşıyla ilgili sayısız film yapılmıştır. Amerikan kahramanlıklarını(!) empoze etmeye çalışan, yerel halkı haksız gösteren filmler. Ama sonunda illa ki mesaj verilir: “Amerika tektir, yıkılmazdır, haklıdır.” Kendi açılarından bakıldığında sinemayı ne kadar iyi kullandıkları malum. Şu zamana kadar yaptıkları zulümleri meşrulaştırmak sinemanın dolayısıyla Hollywood’un kutsal amacıdır. Vietnam’dan sonra Afganistan, Irak, Somali ve daha bir çok yerdeki savaşlar için filmler çekilmiştir. Dikkat edilmesi gereken bilinçaltına verilmeye çalışılan mesajlardır. Hangi filmi izlerseniz izleyin içindeki karakteri kendimizde içselleştiririz. İlk hazırlık bunun içindir. Kendimizi onun yerine koyarız ve artık filmden zevk alma zamanı gelmiştir. Karakter biz olduğumuza göre karakterin yaptığı her fiil nazarımızda meşrudur artık. Karşıdaki müslüman [...]

IMDB puanının düşük olması beni şaşırtan bir film. Christopher Smith’in yönetmenliğini yaptığı 2009 yapımı Triangle. 6.8 o kadar da düşük değil fakat bu filme göre düşük bir puan. Neyse IMDB, filmin iyi ya da kötü olacağını belirleyen bir kaynak değil tek başına. Kurguyu göz önüne alırsak bana göre harika bir film. Gerçi birilerine bir film tavsiye ederken “harika” kelimesini kullanmayı pek sevmem. Fakat bazı istisna durumlar var. 2000 yılında Christopher Nolan’ın çektiği “Memento” filmini izlemişseniz bu film hoşunuza gidebilir. Gerilim ve psikoloji iç içe diyebiliriz. “Memento”da da olduğu gibi bu filmi de anlamak için biraz çaba harcamak gerekiyor. Dedim ya kurgusu iyi hazırlanmış. Derinlemesine incelendiğinde ince detaylar şaşırtabilir izleyenleri. Bir film, sonuçta yönetmenin ruh halini görüntülere aktardığı bir olaydır. Hayatı [...]

Sayfa 9 / 10« ilk...678910