Asya Sineması kategorisi altında yayınlanmış tüm yazılar

Paslanmış kulakları açmak için yüksek sesli haykırış gerekir! Rang De Basanti, 2006 yılında Rakeysh Omprakash Mehra’nın yazdığı ve yönettiği “Bollywood” olarak da ünlenen Hint Sineması’nın kendine özgü bir yapımı.  Bünyesinde bir çok ünlü ismi barındırması ciddi bir yapım olduğunu hissettiriyor. Film, bir İngiliz yönetmen olan Sue’nin kendi çalıştığı şirketten, dedesinin günlüğünden yola çıkarak yapacağı filme ödenek almaya çalışması ile başlıyor. Filmi için gerekli desteği bulamayan Sue kendi imkânlarıyla çekim faaliyetlerine başlamak ister ve Hindistan’a gider. Daha önce tanıştığı ve Hintçe öğrenmesine vesile olan Sonia bu işte en büyük destekçisi olacaktır. Mehra’nın bu filmini keskin bir çizgi ile iki parçaya ayırmak mümkündür. İlk bölüm yozlaşmış bir ülkenin, kendilerinden ve yaşadıkları topraklardan duyarsız yaşayan, tek gayeleri bir arada olup eğlenmek olan birkaç [...]

Yimou Zhang imzalı filmin ismi olabildiğinde sade: Yaşamak. Herhangi bir iddia gütmeden, fazladan bir çaba gerektirmeden içine gark olduğumuz bir eylem, yaşamak. Filmin ismi iddialarıyla yaşamak ya da intikam için yaşamak da olabilirdi ama değil. Bu yalın eylemin isimlendirdiği film de aynı şekilde doğal bir tarzda çekilmiş çünkü. Yalnızca yaşayaduran bir ailenin öyküsü anlatılmış filmde. Kumar uğruna evini ve eşini kaybeden baba kumarı bıraktıktan sonra iş sahibi olur, ailesini geçindirir. Çin’in kültür ihtilali yıllarına denk gelen zamanlarda iki büyük olay yaşar aile: Oğullarının okulda bir kaza sonucu ölümü ve kızlarının evlenmesi. Filmin konusu bundan ibarettir. Filmin en başlarında, babanın kumar oynadığı ve evini kaybettiği sahnelerde, bu kumarbaz, müflis karakter için yanlış bir oyuncu seçimi yapıldığını düşünmüştüm. Ayakta bile durmakta güçlük [...]

“İsrail’e ve onun temsil ettiği her şeye karşı duruyorum.”  (Elia Suleiman) İsrail’in Filistin’e uyguladığı baskı yönteminin ana arterini oluşturan ivme sandığımız gibi sürekli Filistin halkının kitle imla silahlarıyla, tanklarla, roketlerle öldürülmesi ve ateş altında tutulması değildir. Onlara uygulanmak istenen asıl yöntem, genlerinde varolan mücadeciliği ve vatanperverliği tetikleyen esas unsur olan umut ve inancı, Filistin’i bir nevi açıkhava hapishanesine çevirerek kırmaktır. Zira Filistin halkı ne kadar inanırsa ve ne kadar geleceğe hayal götürürse, İsrail o kadar korkacak ve sinir nöbetlerine tutulacaktır. Onca katliama, onca bedensel ve ruhsal iğfale rağmen sanki hiçbir şey yokmuş gibi rutin hayatlarına devam eden insan kitleleri görmek, şüphesiz tüm zulüm mekanizmalarının bilinçaltında yer eden en travmatik korkudur.  Katastrof (çapraz kesim) cezasına çarptırdığı sihirbazların kesilen organlarına rağmen gözlerindeki [...]

“Bilginin en büyük düşmanı cehalet değildir. En büyük düşman bilgi yanılgısıdır.” Stephen Hawking – “Barıştan bahsetmeye devam etmek ve silahsız ve savunmasız bir halka karşı tek cevabı vahşi saldırılar düzenlemek olan bir hükümete karşı şiddete başvurmamak, bizim için yararsız ve beyhude bir çabayı ifade etmektedir.” Nelson Mandela – “Gözünüzle görmeden kafanızda canlandıramazsınız.” Rachel Corrie – İsrail ve Filistin meselesini ne kadar araştırırsanız, yanlış bir şeyler olduğunu o kadar çok hissedersiniz. Nedeni ulaşabildiğimiz ve önümüze sürülen bilgilerin kirliliğinden kaynaklanır. Kudüs ve çevresini kapsayan kutsal topraklarda yaşanan hadiseler basın ve medya vasıtasıyla tüm dünyaya yanlış gösterilir. Onun içindir ki bölgeye giden hemen hemen herkes bulundukları yerlere geldiğinde olayın vehametinin daha korkunç olduğundan bahseder. Bunun sebebi, dünya üzerinde ezici bir söz sahipliği bulunan [...]

Sinemada ahlak üzerine bir şeyler söylemek isteyen yönetmenlerin önünde iki başat tehlike vardır: Birincisi; çoğu bölgesel yönetmenin yaşadığı ajitasyon (duygu sömürüsü) konusudur. Anlatmak istediği hikayeyi seyircide daha etkileyici kılabilmek için, yeni dönem korku sinemasının giriştiği ucuz zoeken (bir anda arkaya dönen karakterler ve aniden verilen gümleme sesi) numarası gibi ucuzluğa kaçan yönetmenler hayli fazla. Ülkemizdeki en iyi örneklerini son dönem Türk Sineması’nı ele alırsak; Mahsun Kırmızıgül filmlerinde görebiliriz. Konusu itibariyle dramatik bir hikayeyi olduğundan daha fazla dramatize edebilmek için giriştiği ucuz numaraları bilhassa Güneşi Gördüm filminde çokça görebiliriz. Bu abartılı sahnelerin üstüne bir de yakıcı ağıtlar ve gözyaşları eklendi mi; eski açık hava sinemalarında ağlayan Adile Naşit kıvamındaki izleyicilerin hedef kitlesi olduğu ayyuka çıkıyor. Ama artık bu numaraları yutmayan bilinçli [...]

Sayfa 2 / 3123