Kısa Film kategorisi altında yayınlanmış tüm yazılar

Üzerinde yaşadığımız bu gezegen, sınırlarını bilmediğimiz evrenin yalnızca çok küçük bir parçasıdır ve her gün kendi ekseni etrafında bir kez döner. Daha doğrusu onun kendi ekseni etrafındaki bir tam dönüşünü biz ‘gün’ olarak adlandırırız. Sonra günü saatlere ve dakikalara böleriz. Her ne kadar onu sabit birimlerle tanımlasak da, zamanın akışını her birimiz farklı algılarız. Dahası, değişik şartlar altında ve değişik duygu durumlarında olduğumuzda da farklı algılarız. Henry Van Dyke’ın ‘Zaman’  adlı şiirinde çok kısa ve öz olarak ifade ettiği gibi; Zaman, Beklerken çok yavaş, Korkarken çok hızlı, Kederliyken çok uzun, Sevinçliyken çok kısa… Boşnak yönetmen Ahmet İmamoviç’in 2002 yapımı kısa filmi 10 Minuta, zamanın izafiliğini çok güçlü ve çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Film, 1994 yılında geçiyor ve biri Roma, diğeri [...]

Yapımcı, yönetmen Susan Jacobson ve Alex Boden tarafından gerçek bir hikayeden esinlenerek hazırlanmış, bir savaş fotoğrafçısının yaşadığı ikilemi anlatan çarpıcı bir kısa film. Bir insan tehlikedeyken ona yardım mı edersiniz yoksa fotoğraf çekmeye devam ederek işinizi mi yaparsınız? İç dünyalarda, vicdanlarda buna benzer tercihlerle karşı karşıyadır insan. Ve o tercih anında insan hürdür, kendi vicdanı ile başbaşadır. Ve sonunda pişmanlık varsa bilinir ki bu insanda büyük yaralar açar. Zihnine nakşedilmiştir artık. İkilemi daha da artar, geçmişe dönmek ister, hatasını telafi etmeye çalışır. Fakat nafiledir. İmtihan bitmiştir. Aslında insanın nefsi ile yaptığı mücadelenin de bir göstergesidir bu film. Ve içerisinde ciddi eleştiriler barındırmaktadır. Savaşın içinde olan insanların aslında en büyük savaşlarının kendileriyle olduğunu farketmek veya farketmeye çalışmak imtihanın ta kendisi olsa gerektir. Sahi [...]

— Oldukça çetrefilli bir konuyu müthiş bir görsellikle ele alan sözde kısa özde uzun bir film Nuit Blanche. Kanadalı yönetmen Arev Manoukian’ın aldığı birçok uluslararası ödülle ismini duyurmasına vesile olan bu film, çoğu zaman uzun metrajlı filmlerde bile anlatmaya yetmeyecek kadar geniş bir konuyu 5 dakikada zerreden kürreye kadar anlatarak müthiş bir iş başarıyor. Filmin diyalogsuz ve metinsiz çehresine rağmen bu kadar şaşaalı olmasının ana sebebi, ele aldığı konuyu usta işi bir kurgu ve muhteşem efektlerle zenginleştirmesi. Super slow motion (ultra yavaş çekim) tekniğini sonuna kadar kullanan film, fona yerleştirdiği etkileyici müzikle harika bir sentez oluşturarak, adeta bir Bach senfonisine dönüşüyor. Peki gerçekten filmin söylediği gibi aşk engel tanımaz mı? Ya da birdenbire, yani halk dilinde söylendiği gibi ilk görüşte aşk mümkün [...]

Cidal. Yani savaşmak. Bir nevi rekabet. Ayakta kalma savaşı. Büyük balık küçük balığı yer deyiminin bir kelime ile özetlenmesi belki de. Hayat var. Bu kesin ve net. Hayatı cidal kabul etmek ise eşyanın tabiatına zıt. Aslında hiç bir şey göründüğü gibi değil. Ortada bir savaşın olduğu görünse de suretler asılları her zaman tam manasıyla yansıtmaz. Güneş gözlere ışık saçar, hava unsuru bütün canlıları teneffüs ettirir, yer küresi sırtında taşıdığı bu canlılar için mevsimleri dolaşır, baharın gelmesi için 23,5 derece eğimle döner. Bütün bu faaliyetler birer yardımlaşma örneğidir. Bir damla suda oksijenle hidrojenin bir araya gelerek su olmaları yardımlaşmanın başka bir örneğidir. Elementlerin her biri taşıdığı özellikle canlıların yardımına koşar ve bu unsurlar canlıların menfaati için adeta el ele verip birlikte [...]

Otodidaktisite ! Ekşi Sözlük bünyesinde Ekşi Sinema Yazarlarının Uluslararası Engelsiz Film Festivali için düzenlemiş olduğu 9 dakikalık kısa film çalışması. Yönetmen koltuğunda Orçun Baş var. Engellenmiştir‘in çekimlerinden önce Ekşi Sinema yazarlarından canon in d, kedikara, goflet, cha, ziggy played guitar, poisonblue kafa kafaya verip senaryo ve diğer teknikler üzerinde fikir alışverişinde bulunmuşlar ve nihayetinde de Engellenmiştir’i ortaya çıkarmışlar. Engellenmiştir’de hayatımıza (farkında olmadan) müdahale etmekten imtina etmeyenlerin bir çizgisi var : Öteki. Ötekileştirdiğimiz ile aynı evrende yaşamamıza rağmen onlar sadece bizim onlara atfettiğimiz bir etiketle var. Halbuki durum böyle değil. Hayatın kendisi zıtlıklarla dolu, neşenin yanı başında keder uzanmış duruyor. Gittikçe tahammülsüzlüğe doğru sürüklenen insanlar “engel” tabirini omzunda taşıyanlara dönüp bakmıyor, hor görüyor, onları bu toplumun bir parçası olarak ne yazık ki göremiyor. [...]

Sayfa 4 / 512345