‘İstihdam’ ve Fıtrata Aykırı Dünya Düzeni
Kübra Nur Ayar yazdı. Belgesel Tadında Filmler, Kısa Film, Kutsal Amaçlar, Latin Amerika Sineması kategorisinde yayınlandı.
Anlatıldığına göre valinin biri dervişin olduğu odaya girince dervişin ayağa kalkmamasına sinirlenir ve aralarında şu konuşma geçer: – Neden ayağa kalkmadın? Benim kim olduğumu bilmiyor musun? – Hayır bilmiyorum. – Valiyim ben! – Peki sonra ne olacaksın? – Sonra belki vekil filan olurum. – Ondan sonra? – Başbakan, belki cumhurbaşkanı. – Ya ondan sonra? – Eh daha ne olsun, hiiç. – İşte ben o hiçim efendim, o yüzden ayağa kalkmadım. Bir üst makam, biraz daha maaş, daha fazla saygı derken söz gelip, hiç’e dayanıyor. Mesnevi’de yalnız söz ile ifade edilen bu menkıbe “İstihdam” (El Empleo) kısa filminde konuşma olmaksızın, görüntü ile işlenmiş. Altı dakikalık kısa filmde bir adamın uyanıp işyerine gitmesi anlatılıyor yalnızca. Çizgi-filmdeki eşyaları konuşmayan, hayati bir fonksiyonu olmayan insan [...]
Tini Zabutykh Predkiv (1965)
İbrahim Sâki yazdı. Avrupa Sineması, Etkileyici Filmler kategorisinde yayınlandı.
Aşk dediğin şeydir insanın başını yakan! Sinema tarihinde kendi stiline sadık kalma noktasında ortaya atılabilecek en kusursuz isim muhtemelen Sergei Parajanov’dur. Bu noktada Andrei Tarkovsky’den bile daha hassas davrandığını söyleyebilirim. Mesela Tarkovsky’nin birkaç istisna film dışında genel çerçevedeki filmlerinden bir sahne gördüğümüzde, bunu direkt olarak Tarkovsky’le özdeşleştiremeyebiliriz. Bazen Bresson, bazen Bergman havası alabiliriz. Elbette böyle bir metazori esinlenme / etkilenme kendi sinemasına olan sadakati ve özgünlüğünü baltalamaz hiçbir yönetmenin. Lakin Parajanov ve kısmen Angelopoulos’ta bu zaruri müdahaleyi çoğu zaman görmeyiz. Angelopoulos’ta bunu şiirsel bir zamanda tefekkür donmasına bağlamak mümkünken, Parajonov’da bu şiirsel ufka resim sanatına olan yatkınlığını da ekleyebiliriz. Ondaki lirizm tutkusunu mükemmele eriştiren ana arter, donuk / statik resim olgusunu sinemanın dinamik / hareketli / yaşayan olanaklarıyla meczetmesi ve [...]
Maryam al-Muqaddasah (2002)
Bekir Arslan yazdı. İran Sineması, Tavsiye Filmler kategorisinde yayınlandı.
Maryam al-Muqaddasah, (İngilizce: Saint Mary) ülkemizdeki bilinen ismiyle Hz. Meryem, 2002 yılında İranlı yönetmen Shahriar Bohrani tarafından hazırlanan, biyografi-belgesel sınıfında kabul edilebilecek bir yapım. Piyasaya girdiği sıralarda sinema ve belgesel versiyonu olarak iki şekilde hazırlanmış. Belgesel versiyonu yaklaşık olarak 550 dakika. Ülkemizde meşhur olan kısmı belgesel şeklinde hazırlanan halidir diyebiliriz. İran Sineması’nda Ashab-ı Kehf, İmam Ali gibi eserlerin yanında kendi ağırlığı bulunan tanıdık bir yapım. Film, milattan önce 16 yılında bir çocuğun dünyaya gelmesiyle başlar. Kudüs ve çevresi Yahudi din adamlarının elinden yönetilen, perişan halde bir memlekettir ve insanlar kurtarıcı bir mesih beklemektedir. Büyük ümitler bağlanan İmran’ın hamile eşi Hanne’den bir erkek çocuk beklenmektedir fakat dünyaya gelen çocuk bir kızdır. Ve o kız ileride Hz. İsa Mesih’in annesi olacak olan Hz. [...]
Korkunun türleri: Vampir
Ömer Bekdemir yazdı. Avrupa Sineması, Çok Korkunç Filmler kategorisinde yayınlandı.
Sinema tarihinin ilk vampir filmi diyebileceğimiz ”Nosferatu” filminin galası 4 Mart 1922 tarihinde, Almanya’da yapıldı. Bu dehşet senfonisi Bram Storker’ın meşhur ”Drakula” romanının ilk film uyarlamasıdır. Fakat uyarlama izinsiz olarak hayata geçirildiği için telif haklarını ihlal ediyordu. Stoker’in dul eşi, filmin gösterime girdiği sene, mahkemeye başvurarak filmin kopyalarının yok edilmesi kararını çıkarttırdı. Bunun üzerine filmin yönetmeni Friedrich Wilhelm Murnau karakterlerin isimlerini değiştirdi ve hikayeyi Almanya’ya taşıdı. Mahkeme kararına bağlı kaldı ve kopyaların yok edilmesine direndi. Yine de filmin bir çok kopyası yok edilmedi, bunun bir sebebi filmin dış ülkelere satılmış olmasıydı. – Vampirler zombiler gibi sinema sayesinde fiktif canlılara dönüşmedi. Vampirlerin, onsekizinci yüzyılın ortalarında bile, edebiyatta yerleri vardı. Alman şair Heinrich August Ossenfelder’in 1748 yılına ait ”Der Vampir” adlı bir [...]
Üç kadın bakıyor uzaklara, aynı yönden. Rüzgâr esiyor gizlice, böyle bir şey daha önce olmamıştı çünkü. Gizem var, göç de. Sürgün yeri gibi ortalık. İnsan kendi göçünü yaşarken geriliyor ipler boğazına. Macaristan bugün kendi köklerine iniyor, bahçeler siyah beyaz, renklendirilmişliğin isyanı artık yok. Sesi uzaklarda yankılanıyor. Pusuda bekleyen ölümün soğuk sessizliği, sinsice, bazen acımasızca, bazen kibarca. Hiçbir şekilde son bulmuyor. Bir öfke beliriyor en uzaktan. Tepelerde kraliçelerin yasları yatıyor. Gökyüzündeki krallar bugün bir kez daha sağanak lanetin altında kalıyor. Yeryüzü, gökyüzünün limitlerini zorluyor. Değişmediler. Asla. Bu, mutlak gücün altında kalmak demek. Ama, görünenin ötesindekiler avuçluyor toprağı, kuşlar özgürlük getiriyor, ölüler darağacının gölgesinde uzanıyor. Perdeler inmiyor, gözlerin gittiği yerde siyahlığın yansımaları hâkim. Üç kadın bakıyor uzaklara, aynı yönden. Bir gong sesini [...]
Sinemazingo Filozofo
Sinemazingo Yazarlar
Son Sinemazingolar
- Pred Dozhdot (1994)
- Rear Window (1954)
- Ateşin Düştüğü Yer (2012)
- Le gamin au vélo (2011)
- Dedemin İnsanları (2011)
Sinemazingo Yorumlar
- Nostalghia (1983) için beyazıt ve güvercin
- Nói albinói (2003) için Bekir Arslan
- Bir İnsanlık Anlatısı: Depuis Qu’otar Est Parti için tnhn
- Le gamin au vélo (2011) için tnhn
- Nasıl arayacağımı bilmiyorum! için zehra fatma




