Never Let Me Go (2010)
Bekir Arslan yazdı. Amerikan Sineması, Avrupa Sineması kategorisinde yayınlandı.
Bizim hayatımızın kurtardığımız hayatlardan pek de farklı olmadığını düşünüyorum. Hepimiz misyonumuzu tamamlıyoruz. Belki de hiçbirimiz yaşadıklarımızı tam olarak anlamıyor ve yeterli zamanımız kalıp kalmadığını hissedemiyoruz.
Kathy
Never Let Me Go, 1954 Japonya doğumlu, yazar Kazuo Ishiguro’nun ödüllü bir çok kitabının yanında 2005 yılında yazdığı bir roman. Ailesinin durumları sebebiyle beş yaşından itibaren İngiltere’de yaşamaya başlayan Ishiguro, İngilizce, Felsefe üzerine çalışırken East Anglia Üniversitesi’nde Malcolm Bradbury’den yazarlık eğitimi almış. Bu eğitimden sonra tercihini yazarlık olarak belirlemiş ve tüm mesaisini yazarlığını geliştirmek için harcamış. A Pale View of Hills (Uzak Tepeler, 1992), An Artist of the Floating World (Değişen Dünyada Bir Sanatçı, 2008), The Remains of the Day (Günden Kalanlar, 1993), The Unconsoled (Avunamayanlar, 1995), When We Were Orphans (Çocukluğumu Ararken, 2002), Never Let Me Go (Beni Asla Bırakma, 2005) romanlarının yanında bir çok hikâye yazmış. Yazdığı bir çok eser uluslararası alanda ödül almış. “Never Let Me Go” yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesinde gösterilmiş (1), Alex Ödülü’nü almış ve National Book Critics Circle Ödülü’ne aday olmuş.
2010 yılında yönetmen Mark Romanek, bu romandan uyarlanmış ve aynı isimde gösterime sunulmuş sinema filmini hazırlamıştır. Kitabını okumadığımdan dolayı filmle karşılaştırma imkânı bulamadım fakat sinema uyarlaması konusunda bir çok kişi farklı yorumda bulunmuş. Kitabın ruhuna uygun olmadığını düşünenlerin yanında kitabı destekleyen, daha etkili hâle getiren bir film olduğunu düşünenler de var.
Ruth, Kathy ve Tommy, İngiltere’nin Hailsham bölgesinde özel görevleri bulunan bir yetiştirme okulunda öğrencidirler. Bulundukları okul tam bir disiplin içerisindedir. Dışarıdaki hayatla bağlantılarının pek olmaması onları herkese karşı tedirginlikle yaklaşmaya sevk etmektedir. Bununla beraber okul içerisindeki rivayetler de kendi hayatlarını merak etmelerine sebep olur. Kendi tabirleriyle misyonlarının ne olduğunu bilen bireylerdir. Fakat herşey tam manasıyla açık değildir. Zamanı gelince bu görevi yapıp hayatı terkedeceklerdir. Kendileri birer organ bağışçısıdır ve organlarını teslim edecekleri kişiler küçüklüklerinden itibaren bellidir. Çünkü devletin klonlama politikası temelinde görev yapan bir okulda yetişmiş ve büyümüşlerdir. Amaçları başka insanlara hayat vermektir.
İlk bakışta romantik-dram sınıfına dahil edilebilir gibi gözükse de Never Let Me Go, sadece bir aşk hikâyesini içinde barındırmayan ahlâki bir insanlık durumunu etkili, duygu sömürüsü ucuzluğunu içermeyen çarpıcı bir film. Ölüme gidişlerinin kısa sürede belli olduğu insanların ruh hâllerindeki dinginliği ve misyonu tam manasıyla kavramalarını anlatırken bir taraftan da çaresizlikleri tüm çıplaklığı ile sarsıcı bir üslup kullanılarak anlatıyor. Ruth’un pişmanlıkları ve sonunda birlikte büyüdüğü arkadaşlarından kendisini affetmelerini istemesi, Tommy’nin içine kapanık saflığını ve Kathy’nin etrafında gezdiği çaresizlik kuyusuna düşmemek için verdiği ayakta kalma mücadelesi filmin temelini oluşturuyor.
Sorun şu ki size anlatılanlar kadar anlatılmayanlar da var. Burada bulunduğum sürece gördüğüm bu oldu. Bazı şeyler anlatılmış ama hiçbiriniz tam olarak anlamamışsınız. Ben de anlayacağınız şekilde sizlerle konuşmaya karar verdim. Çocuklar büyüdüğünüz zaman ne olacağını biliyor musunuz? Hayır, bilmiyorsunuz. Çünkü kimse bilmez. Büyüyüp aktör olabilirler, Amerika’ya taşınabilirler ya da süpermarkette çalışırlar ya da öğretmen olurlar. Sporcu, kondüktör ya da otomobil yarışcısı olabilirler. Neredeyse her şeyi yapabilirler. Sizlerin durumu ise belli. Hiçbiriniz Amerika’ya gitmeyecek. Hiçbiriniz süpermarkette çalışmayacak. Hiçbiriniz, sizler için önceden hazırlanmış hayatı yaşamak dışında bir şey yapamayacak. Sadece kısa bir süre için birer yetişkin olacaksınız. … Kim ve ne olduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Düzgün bir hayat sürdürmenizin tek yolu bu.
Okuldaki görevine bir süre sonra son verilen Bayan Lucy’nin gerçeği bir şekilde anlatması bile yetmemiştir. Bu durum ancak tecrübe edildiğinde ve tam bir çaresizlik içinde anlaşılabilmiştir. Toprak yolda Kathy’e arabayı durdurmasını ve biraz hava alması gerektiğini söyleyen Tommy’nin haykırışı ise bu hâlin dışavurumudur.
Sonuç olarak; Never Let Me Go, “Yeryüzündeki yerimiz, yalnızlığımız, yalnızlığımızdan duyduğumuz korkumuz, bir Allah ve ilk sebep arayışımız, bulamayışımız, çaresizliğimiz içinde bir araya gelişimiz, birlik oluşumuz ve birbirimize elimizden geldiğince sıkı sıkıya sarılışımız ve en sonunda da, ne kadar sıkı sarılsak da sevdiğimiz her şeyi yitirip yine tek başımıza kalmak zorunda olacağımız gerçeği hakkında.” (2)
Never Let Me Go, filminden sonra kitabını merak ettiğim bazı eserler arasında yerini aldı. Belki kitaptan sonra tam bir karşılaştırma yapabilirim. Tasvirler ve karakter çizimleri ile yönetmenin kitap hakkındaki fikri de ancak bu şekilde anlaşılabilir.
İyi okumalar ve seyirler!
(2) V. Şirin. Zaman Kitap, Sayı: 16, Mart 2007
—
~ Never Let Me Go / Beni Asla Bırakma ~
TweetBu yazı için 2 Yorum yapılmış.
Yorum yaz
Benzer yazılar
Sinemazingo Filozofo
Sinemazingo Yazarlar
Son Sinemazingolar
- Pred Dozhdot (1994)
- Rear Window (1954)
- Ateşin Düştüğü Yer (2012)
- Le gamin au vélo (2011)
- Dedemin İnsanları (2011)
Sinemazingo Yorumlar
- Nostalghia (1983) için beyazıt ve güvercin
- Nói albinói (2003) için Bekir Arslan
- Bir İnsanlık Anlatısı: Depuis Qu’otar Est Parti için tnhn
- Le gamin au vélo (2011) için tnhn
- Nasıl arayacağımı bilmiyorum! için zehra fatma





9-1-2012, 21:18
“The students have everything they need except time” filmin genişçe bir özeti gibi.Filmi izlerken neden Tommy dedim içimden, neden Tommy gibi zayıf bir erkek karakter seçilmiş?Olaylar daha farklı mizaçtaki bir erkek karakterin etrafında dönse nasıl olurdu?Sisteme başkaldıran birilerinin olmaması biraz eksiklik yaratmış sanki.Yani ya birileri başkaldırmalı ve sonunda yenilmeliydi ya da kurgu başkaldıramayacak kadar çaresizliği akılda bırakıcı olmalıydı.Kitabının bu ayrıntılara yer vermiş olabileceğini düşünmekle birlikte “Ne bencillik ama” demeden edemedim.Organ üreten insan fabrikaları…
23-1-2012, 11:01
çok güzel bir film..umduğundan çok daha fazlasını veriyor izleyiciye. şahsen beni içine çeken bir yönü de karakterlerin rahatsız edici derece tepkisiz olmalarıydı. belki de filmin en sıradışı yönü de buydu. klişe bir film değil. tavsiye filmlerimin arasındadır. yazı da güzel olmuş, elinize sağlık.