Paslanmış kulakları açmak için yüksek sesli haykırış gerekir!

rang de basantiRang De Basanti, 2006 yılında Rakeysh Omprakash Mehra’nın yazdığı ve yönettiği “Bollywood” olarak da ünlenen Hint Sineması’nın kendine özgü bir yapımı.  Bünyesinde bir çok ünlü ismi barındırması ciddi bir yapım olduğunu hissettiriyor. Film, bir İngiliz yönetmen olan Sue’nin kendi çalıştığı şirketten, dedesinin günlüğünden yola çıkarak yapacağı filme ödenek almaya çalışması ile başlıyor. Filmi için gerekli desteği bulamayan Sue kendi imkânlarıyla çekim faaliyetlerine başlamak ister ve Hindistan’a gider. Daha önce tanıştığı ve Hintçe öğrenmesine vesile olan Sonia bu işte en büyük destekçisi olacaktır.

Mehra’nın bu filmini keskin bir çizgi ile iki parçaya ayırmak mümkündür. İlk bölüm yozlaşmış bir ülkenin, kendilerinden ve yaşadıkları topraklardan duyarsız yaşayan, tek gayeleri bir arada olup eğlenmek olan birkaç gencin hikâyesidir. Müziğin ağırlıklı olduğu ve yer yer abartıya kaçacak derecede uzun tutulan sahnelerle tipik Hint filmi denilebilecek bir bölümdür. Ve cevabını aslında film kendisi verir:

- O şarkılarla danslara bayıldım.

- Zaten o yüzden şarkılı, danslı filmler yapıyoruz.

Her ne kadar şarkılı, danslı film olarak nitelendirilebilen bir seyirde devam ederken yönetmenin bir şeyler anlatmaya başlayacağını farketmek zor olmuyor. Sue’nin dedesi 40lı yıllarda Britanya Hindistan İmparatorluğu’nda görev yapmış İngiliz bir subaydır. Hindistanlı yerel milis güçlerine karşı sindirme politikalarında etkin görev yapmış bir askerdir. Ve yaşadıklarını kayıt altına alması, toplumsal bir hareketin ilk kıvılcımlarını anlayabilmek için önemli bir detaydır. Hindistan, İngiltere’nin sömürü altındadır ve ordu insanları sindirmek için idam dahil tüm işkencelere başvurur. Bunun sonucunda binceler masum insanın öldürümesi isyan kıvılcımlarının ateşlenmesine vesile olur. Birçok ülkede olduğu gibi işgalci kuvvetlere karşı oluşturulan direnç, milletler ve halklar için bir destan kaynağı olmuş olsa da yaşanmış trajedilerin de yara izlerini taşıyan yorgun vücutlar gibidir. Memleketimizin 19. yüzyılın sonlarında başlayan ve 1920li yıllarda devam eden İstiklâl mücadelesi ile beraber siyasi güçlerin egemenlik savaşı altında kalmış milyonlarca insan bu trajedinin başrolünde mecburi olarak oynatılmıştır. İnsanlık açısından yıkıcı ve geri dönülemez izler bırakan Dünya Savaşları’na katılan veya katılmayan milletler ayakta durma mücadelesini kendi başlarına vermeye çalışmışlardır.rang de basanti 1947 yılında resmi olarak Britanya’dan bağımsızlığını kazanan Hindistan da bu mücadelenin içinde kalmış ülkelerden sadece bir tanesidir. Emperyalist güçlerin postalı altında ezilmek ise insanlar için kabul edilemez bir erdem olagelmiştir. Paslanmış kulakları açmak için yüksek sesli haykırışların gerekmesi asırlar boyunca devam etmiş ve görünen o ki devam edecektir.

Böyle bir ortamı canlandırmak ve dedesinin hikâyesini temel alarak Hindistan bağımsızlığı için çalışan insanları anlatmak isteyen Sue, ülkenin içinde bulunduğu durumun vehametiyle de “böyle gelmiş, böyle gider” inancını taşıyanlara karşı ciddi bir mücadeleye girer. Sonia’nın arkadaşları ile tanışır ve onları filminde oynatmak ister. Meşakkatin artması onu bazen umutsuzluğa sevketse de mücadelesini tamamlamak için canla başla uğraşır ve filmini hazırlar. Burada normal bir senaryo düzleminde devam eden hikâyenin nereye bağlanacağını izleyicinin farkettiğini zannetmesi ile birlikte yönetmen izleyiciyi ters köşeye yatırır. Bu noktada filmin ikinci bölümü başlar. Dans ve müzikten belli ölçülerde ayrılan film, farklı bir katmanda devam eder. Ciddi manada sistem eleştirisi yaparak toplumun geneline mesaj vermeyi amaçlar. rang de basantiTarihi olayların yaşanmışlığı ile günümüzün gerçekliğini ortak bir paydada birleştirir. Hikâye, silah tüccarlarını ülkelerine ihanet etmekle suçalamaya kadar varır ve bunu genel bir çerçeve sunduktan sonra yapar. Psikolojik altyapısını adeta kokuşmuş bir milletle kurar, toplumsal bir hareket için çığır açmaya çalışır.

Hindistan’da ünlü olan birçok ismi buluşturması ile kendi milletine bir çağrı olarak algılanabilir yönetmenin. Ki bazı sahnelerde amatör denilebilecek performanslar sergileyen oyunculara dokunmaz, oynatır, müsaade eder. Bundan çıkardığımız sonuç muhtemelen yönetmenin ilk başta kendi ülkesi için göstermiş olduğu bir çaba olarak algılanabilir. Kendi insanını memnun etmek için danslı, müzikli filmler çeviren bir sistemden bahsedilebilir bu noktada. Ve bu, amaçlarını bir nebze olsun anlamamızı sağlıyor.

- Ama hayat öylece ayağına gelmez. Onu planlaman gerekir. Bu ülkede her saniye biri dünyaya geliyor. Onları kimse umursamıyor. Ne hükümet ne de Tanrı. Bir şeyler yap yoksa onlardan biri olursun.

- Konferanslarına başlama lütfen.

- SMS nesli! Dört satırı aşan konuşmalar konferans oluveriyor.

Dram türünde bir film olmasının yanında ince mesajlar ileten üslubu ile de seyirciyi düşündürmesi, ciddi eleştiri yapmasını sağlayacak fikirleri sofraya serer gibi sermesi filmi başarılı hâle getiren ayrı bir nokta olarak düşünülebilir. Sonuç olarak zaman ayrıldığı vakit pişman olunmayacak bir yapım.

İyi seyirler.

- Baba, ne yapıyorsun?

- Mango tohumu ekiyorum. Bir tane ekersen binlercesi yetişir.

~ Rang De Basanti ~

Bu yazı için 1 Yorum yapılmış.

Yorum yaz

Benzer yazılar